Benden siyasetçi olmaz

Yıllardır siyaset yapmak istediğimi düşünürüm, etrafıma söylerim, kendimi hazırlamaya çalışırım. Ve 4-5 ay kadar önce kurulduğundan beri Yeni Parti (ve Yeni Parti’yi kuran CHP) içerisinde çaba gösteriyorum. Çaba göstermeye de devam edeceğim ancak bir şeyi kesin olarak anladım: Bende üst aşamalarda siyaset yapacak nitelikler mevcut değil. En azından henüz mevcut değil.

Açayım.

Söylememe gerek yok, biliyorum, ama kötü niyetlilerin yanlış niyet okumalarına karşı bir not düşmem lazım: Yazdığım şeyleri hiçbir partiyi, hiçbir siyasi görüşü temsilen yazmıyorum. Aynı şekilde; yazdığım şeyler tek bir siyasi partiye veya ideolojiye yönelik değil, Türkiye’deki siyaset anlayışına ve süreçlerine yönelik gözlemlerimi içerir.

Disiplin, azim, sabır

Ben siyasette daha çok fikirlerimle var olabileceğimi düşünürdüm. Meğer benim gibi çok fazla insan varmış, neredeyse herkesin çok sayıda fikri varmış ve yine neredeyse herkes o fikirlerini yaymak veya hayata geçirmek için siyaset yapmak istiyormuş. Âlemin tek akıllısı ben değilmişim yani.

Bunların ötesinde, o fikirlerin varlığının tek başına pek bir öneminin olmadığını öğrendim. Çalışmak, çabalamak ve bunları el birliğiyle, iş birliğiyle yapmak çok ama çok daha önemli. Tek başına “benim şöyle şöyle fikirlerim var” diyenlerin pek sallanmaması, yıllar önce düşündüğüm kadar ayıp değilmiş. Siyaset ekip işiymiş; birbirine güvenen insanların iş bölümüyle ufak da olsa bir şeyleri başarması ve bu şekilde çalıştığı örgütün (parti, dernek, birlik, kulüp vb.) imajını yükseltmesiymiş asıl amaç.

Ve disiplin… Siyaset muazzam bir disiplin gerektiriyor arkadaşlar. Tabanda da böyle, tepede de. Hatta taban siyasetinin daha fazla çaba gerektirdiğini iddia edebilirim; tepelere çıktıkça çevrenizde yönlendirebileceğiniz, çalıştırabileceğiniz daha fazla insan olacaktır ama tabanda neredeyse tamamen yalnızsınız. Elbette her seviyede birlikte yürüdüğünüz yol arkadaşlarınız, yoldaşlarınız olacak, olmak zorunda. Ne var ki tek başına yapabileceklerinizin sınırlarını da çok geniş tutmanız gerekiyor. Çünkü sizden daha üst seviyede siyaset yapanların çevresinde de siz varsınız.

Ben bunları 38 yaşında kavrayabildiğim için çoktan geride kaldığımı söyleyebilirim ama bunları genç yaşta öğrenip, içselleştirip, dâhil olduğu ekiplerle harikalar yaratan insanlar tanıdım. İsimlerini geçirmek için izin almadığım o güzel insanları mecburen yüzlerine karşı öveceğim.

Rekabet, mücadele, yarış

Siyasette “kuyu kazma” diye bir mefhumun olduğunu düşünür herkes. Tam öyle değilmiş, onu öğrendiğime memnun oldum.

Şuna kimsenin itirazı olmaz: Her siyasi oluşumda hırslı insanlar vardır. Aynı şekilde her siyasi oluşumda kötü niyetli insanlar da vardır. Hatta bu insanların siyasi olmayan oluşumlarda bulunabileceğini düşünebiliriz çünkü hırs ve kötü niyet siyasi bir özellik değildir, insani bir özelliktir. Dünyanın her yerinde pis insanlar vardır ve dolayısıyla siyasete girerseniz pis insan görmeniz gayet olasıdır. Ama bu, siyasetin pis insanların işi olduğu anlamına gelmez. (“Siyaset çok pis iş şekerim, benden siyasetçi olmaz” düşüncesine sahip insanların bu yazının başlığını yanlış anladığından eminim mesela.) Bir siyasi oluşumda temiz insanlar güçlüyse, o oluşum temiz siyaset yapabilir. “Siyaset pis, ben temizim, o hâlde ben siyaset yapmamalıyım” düşüncesi bu sebeple siyaseti pisleten bir düşüncedir.

“Kuyu kazma” mefhumuna döneyim: Demokratik siyasette, birlikte yürüdüğünüz yol arkadaşlarınızla parti içinde rekabet etmek de esastır. Sonuçta bulunduğunuz siyasi oluşumun amaçlarına uygun olarak seviyenizi yükseltmek istiyorsunuz ve yükselirken sizinle aynı amaca sahip olan arkadaşlarınızla yarışıyorsunuz. Bu yarışı centilmence yapanlar ve rekabeti çirkinleştirmeyenler, yarışmak yerine kuyu kazıp rekabeti pisletenlerden keskin biçimde ayrılıyor. Özellikle kullandığım “mücadele” eyleminin de “pis” ve “temiz” insanlar arasında gerçekleşmesi beklenir, aynı amaca hizmet ettiğini bilerek centilmence yarışanlar arasında değil.

CHP’deyken böyle bir gözlem yapacak kadar süreçlere dâhil olamamıştım. Yeni Parti’nin kurultay döneminde (benim bölgemde) gördüğüm temiz rekabet ortamı, beni bu açıdan çok mutlu etti.

Para, zaman, enerji

Siyasetin para gerektiren bir iş olduğu çoğu insanın bildiği bir şey ama gerçek bizim dışarıdan baktığımızdan bi’ tık farklıymış: Siyaset için asıl gereken şey zaman ve finansal özgürlük olmadan o zamanı yaratamıyorsunuz. Yani iş zenginlikte değil, finansal özgürlükte bitiyor.

Çoook fazla insanla görüşmeniz gerekiyor arkadaşlar. Tanışma, dilekçe verme, selamlaşma gibi kısa etkileşimler dışında 5 dakikalık görüşmelerin kimseye faydası yok; astınız da olsa, üstünüz de olsa, denginiz de olsa her kişiye (ideal şartlarda) 20 dakikadan az zaman ayıramazsınız ki buna yolculuk süresi, gecikmeler dâhil değil. Dediğim gibi, çok fazla insanla temasınız olmalı; tahminimce siyasette ilerleyebilecek insanların haftada 100’ün üzerinde insanla yüz yüze görüşmesi, daha fazlasıyla telefonla konuşması veya yazışması gerekiyor. Kaba bir hesapla günde 2-3 saatten az zaman ayıramayacağınız bir “meşgaleymiş” siyaset. Mesaili çalışanların gerçekten çok azının başarabileceği, kendi işinin patronu olanların da çalışanları olmadan pek vakit ayıramayacağı bir şey bu.

“Vakit nakittir” atasözünü açgözlü atalar söylemiş gibi gelebilir ama atasözü, zaman ve paranın birbirinin ikamesi olduğu gerçeğine işaret ediyor. Ayrıca bu atasözü bize, zamanımızı satın alabileceğinizi de ima ediyor. Siyaset bağlamında değerlendireceksek, siyasete ayıracağınız zaman için kazandığınız veya kazanabileceğiniz paradan feragat etmeniz gerektiğini görüyorsunuz. Yeme içme, kıyafet, seyahat gibi masrafları da kattığınızda fark ediyorsunuz ki ayırmanız gereken zamanın dışında kalan hayatınızda düzenli bir geliriniz veya yönetebileceğiniz bir birikiminiz olmak zorunda. Bende ikisi de yok! 😂

Enerji konusu biraz daha yönetilebilir: Hafta boyunca onca farklı insanla, her birinin enerjileriyle eşleşmeniz gerekiyor. Birlikte çalıştığınız insanlarla iyi geçinmek için, mücadele etmeniz gereken insanlarla mücadele etmek için gereken enerji seviyesini tutturamazsanız sıkıntı. Enerjinin aşırılığı itici veya öfkeli görünebilir, eksikliği ilgisizlik veya zayıflık olarak algılanabilir.

Son, uç, sonuç

Yazının başında dediğim gibi: Benden siyasetçi olmaz ama henüz olmaz. Yanlış yolda gitmediğimi biliyorum ve o yolda gitmeye devam etmeyi istiyorum. Ama daha fazla çaba göstermem, daha çok zaman ayırmam ve belki biraz daha istekli yaklaşmam gerekiyor. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa haftaya, o da olmazsa 20-30 yıl sonra siyasete tüm vaktimi ve enerjimi verebilirim. (Bakın bu vesileyle, Türkiye’de siyasetçilerin çoğunun yaşlı olmasının sebebini de çözmüş olduk.)

Bunlar benim gözlemlerim ama siyasete giren başkalarının tecrübeleri, gözlemleri değişkenlik gösterebilir. Sormak, soruşturmak lazım. Eğer bu yazıyı siyasetle ilgilenen başkaları okursa, onların yorumlarını da beklerim. Sevgiler.

Barış Ünver
05 Kasım 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.