Kırkıncı Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende Şebnem Ferah’ın konserinden, “çakı gibi” bir filmden, Bir Demet Tiyatro’dan ve iki güzel çalgının beklenmedik dostluğundan bahsediyorum.
Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 36 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!
Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.
🗨️ Haftanın dökümü
🔸 Geçen hafta bülteni yayınladıktan sonra Burcu’yla Kızılay’a geçtik ve Ankara Substack buluşmasına katıldık. İyi ki buluşuyoruz, sohbet ediyoruz, sosyalleşiyoruz, arkadaşlıklarımızı geliştiriyoruz. Ankara’da veya İstanbul’da yaşıyorsanız, Kommunity topluluğumuza kaydolarak gelecekteki Substack Türkiye buluşmalarından epostayla haberdar olabilirsiniz.
🔸 Ekim ayı boyunca kahve perhizi yapmaya karar verdim ve şaşırtıcı biçimde kahveye öyle aman aman “bağımlı” olmadığımı fark ettim. İlk gün başım bile ağrımadı (ki normalde kahve içmediğim ilk gün başım ağrır, sonra geçer) ama ikinci gün enerjim çok düştü. Üçüncü gün kahve perhizine bağlı bir şey hissetmedim, bugün de dördüncü günüm ve güne yeşil çayla başladım, canım kahve çekmedi. Bu arada “kafein perhizi” yapmıyorum, kola, çay, yeşil çay falan yine içiyorum. Kahve perhizini yapma sebebim de aslında yok gibi; sadece beynimde ve vücudumda ne gibi değişimler olacağını merak ettiğim için girdim bu işe.
🔸 Soğuk algınlığı sezonu başladı. Normalde geçirdiğimden hafif geçiyor ama hiç geçirmesem iyiydi. Neyse, geçecek.
🔸 Çamaşır makinemiz son nefesini verdi. Daha doğrusu aslında tamir edilirdi ama tamiri yeni makine parasına yakın olacağı için, biraz da mecburiyetten, yeni çamaşır makinesi almaya karar verdik. 5 kiloluk bekâr evi makinesinden 10 kiloluk aile evi makinesine terfi ettik! 😂
🔸 Cuma akşamı Şebnem Ferah konseri vardı, biletini bize devreden arkadaşlarımız sağ olsun, konsere gittik. Yolculuk konserden uzun sürdü, trafik yüzünden 15 dakikalık araba yolculuğu iki buçuk saate uzadı! Sinirlerim çok yıprandı ve Burcu’yu da üzdüm ama soğuk havaya ve organizasyon faciasına rağmen Şebnem Ferah’ı dinlemek, çok uzaktan da olsa izlemek güzeldi. Tekrar gelirsen organizasyon şirketini değiştir de gel Şebo.
🎞️ İzlenesi film: Swiss Army Man (2016)
Haftanın izlenesi filmi, Burcu’yla bugüne kadar izlediğimiz en acayip filmlerden birisi olan “Çakı Gibi”:
İntihara meyilli bir adamın İsviçre çakısı gibi çok işlevli bir cesetle olan duygu dolu dostluğunu… Yok, böyle anlatmanın imkânı yok. İzlemek zorundasınız.
▶️ İzlenesi video: Çok Güzel Bir Demet Tiyatrolar Bunlar
Haftanın izlenesi videosu 2020 yılından ama bizi çok daha eskilere götüren türden:
Çocukken çok ama çok severdim Bir Demet Tiyatro’yu. Yarısını anlamadığım esprilere güler dururdum, tiyatroyu sevdiren bir yapımdı. Yerine benzeri gelmediği gibi, başka hiçbir Bir Demet Tiyatro’nun yanına bile yaklaşamadı. Çok Güzel Hareketler Bunlar’ın (ilk ekibiyle yaptıkları) skeçleri gayet iyiydi ama yerini asla tutamadı. Bu videoya da yıllardır nasıl denk gelmemişim bilmiyorum.
🎧 Dinlenesi müzik: Mızrap & Arşe
Dinlenesi müzik köşemizde bugün intihara meyilli bir çellonun İsviçre çakısı gibi çok işlevli bir utla duygu dolu dostluğunu… Yok, böyle anlatmanın imkânı yok. İzlemek zorundasınız:
İşin (cıvık) esprisi bir yana, utla çellonun böyle güzel bir uyum yakalayabileceğini tahmin edemezdim. Siz eder miydiniz? Yorumlarda buluşalım, bol bol müzik konuşalım.
📜 Okunası yazı: “Utangaç bir diktatör”
Bu haftanın “okunası yazısı” köşesini, bugüne kadar okuduğum en iyi savunma metni olabilir diye, Deniz Göktaş’a ayırdım:
Komedyen Deniz Göktaş’ın savunmasının tam metni
Anne ve babamın beni bir camın arkasından haftada yalnızca 1 saat görebilmek için 12 kez Ankara’dan Çorlu’ya gelmelerinin sebebi 4 cümleden ilki; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim: “utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi, bizim başımıza gelenleri düşünmezsek, bir insan için olumlu bir ilerleme.” Ve BAM! 22 gün güneş yok Deniz’e.
Buradaki “utangaç bir diktatör” tanımlaması cumhurbaşkanına hakaret sayılmış olup “terapiye gidiyor kesin, en son güldüğü video mezarlıkta” ifadeleri de rencide edici bulunmuştur. ‘‘Diktatör’’ ifadesi bir hakaret değil, siyasi bir nitelemedir. Başka bir sanatsal üretimde otokrat denebilir, bir komedyen gösterisinde demokrat diyebilir, benden daha çok güldürebilir. Yazılan metnin ve sanatçının üslubuna göre seçilen kelimeler değişebilir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AKP Genel Başkanı’dır. 25 yıldır iktidarda olan partinin ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hiciv sanatına/mizahi eleştiriye açık olmalıdır. Gösteride geçen “diktatör” benzetmesi otoriter eğilim gösteren bütün yöneticilere, dünyanın her yerinde sıklıkla yapılan bir benzetmedir.
— Deniz Göktaş
Övünmek gibi olmasın, Erdoğan’ın bana açtırdığı davanın hâkimi de bana beraat verdikten sonra gerekçeli kararında Erdoğan’a “eleştirilere açık olmalısın” mesajı vermişti. (Bir şekilde konuyu kendime getirmeyi başardım, eheh.)
🤔 Düşünülesi
Bültenin sonuna geldik! Bülteni (benzeri Aliya İzzetbegoviç’e atfedilen) güzel bir sözle kapatmak istiyorum:
“Bizler bu dönemin hesabını verirken, yalnız kötülerin nefret dolu söz ve eylemlerinden değil, iyilerin ürkütücü sessizliğinden dolayı da pişmanlık duyacağız.” — Martin Luther King Jr.
Yorumlarınızı bekliyorum, son söz sizin olsun. Haftaya görüşürüz!






