Beyn Bülteni #31 — Şamanistik kontralto, perişanlığın formülü, Isalrat Nıyam

Otuz birinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende gölgemi görüyorum, ibretlik bir hayat gösteriyorum, bir sürü kitap ve filmden bahsediyorum.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 14 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ Haftanın dökümü

🔸 Bu hafta iki defa gölgemi gördüm: Kaldırımda yürürken adımlarını hızlandırarak önüme kırdığı için beni durduran (sonra apartmanına giren) adam ve sinemada zırt pırt telefonunun ekranını açan kadın. İkisine de kızdıktan hemen sonra benim de benzer şeyleri yaptığımı fark ettim: Adam gibi ben de hızlı yürürüm ve zaman zaman başkalarının önüne kırarım; kadın gibi ben de (kaygılı anlarımda bir bildirim beklerken) telefonumun ekranını defalarca açıp bakarım. Bu hafta beni kızdıran iki kişiye de benzediğimi fark ettiğim anda sinirim azaldı, dramatik bir hareketle yukarı bakıp Jung’a teşekkür ettim, sonra da bu dramatik hareketimden ötürü birazcık utandım. Ama birazcık.

🔸 Haftamın en iyi günü perşembeydi sanırım. Hem eşimle spora gidip çok verimli bir idman yaptım, hem de The Odyssey filminin incelemesini yazıp yayınladım. Özellikle spor çok iyiydi çünkü Instagram’da denk geldiğim bir hareketi yapıp üst vücudumun tamamına yakınını çalıştırdım (üç gün sonra hâlâ hamlık ağrısı çektiğim yerler var).

🔸 Bülten dışındaki yazılarımı yarım bırakmaya meyilli olduğumu fark ettim, biraz canım sıkıldı. The Odyssey filmi incelemesine, örneğin, filme gittiğimiz akşam (17 Temmuz) başlamıştım ama aldığım notları yarım yamalak bir taslağa dönüştürmem bir haftadan uzun sürdü. İkinci haftanın sonlarına doğru bir inceleme denemesi daha yazdım, o da yarım kaldı. Perşembe günüyse spor dönüşü yazıya sıfırdan başladım, diğer iki taslağa ara ara baktım ama baştan sona tek seferde yazıp yayınladım o yazıyı. Taslak yazma ve geliştirme konusundaki fikirlerimi değiştirmem gerekebilir.

🎞️ İzlenesi film: The Roses (2025)

Haftanın izlenesi filmi, eşim Burcu’nun ne zamandır “izleyelim” dediği kaliteli bir kara komedi:

Çok becerikli bir mimar ve çok yetenekli bir aşçının evliliğinin (hayalleriyle hayatları çatıştığı için) kalıcı hasar alışını anlatıyor film. “Kara komedi” türünün hakkını sonuna kadar vermiş: Çok güldüren sahneler olduğu gibi çok üzen sahneler de var. Ivy ve Theo Rose çiftinin uzaktan bakıldığında kıskanılası bir hayatı olmasına karşın, bencillikleri ve inatları yüzünden hayatlarını birbirlerine zehir ediyorlar. İbretlik.

▶️ İzlenesi video: Perişanlığın formülü

Haftanın izlenesi videosu, mutsuz, perişan, sefil insanların yedi alışkanlığını anlatıyor (Türkçe altyazı mevcut):

CGP Grey, son zamanlarda pek aktif olmasa da, favori YouTube kanallarım arasında. Bültenin sekizinci sayısında siyaset üzerine bir videosunu atmıştım, bu bültene de kısa ama etkili bir başka videosunu koymak istedim.

🎧 Dinlenesi müzik: Diana Ankudinova

Dinlenesi müzik köşemizde bugün, ömrünüz boyunca duyabileceğiniz en özel seslerden birini dinleyeceksiniz:

Diana Ankudinova, 2003 doğumlu bir Rus şarkıcı. Diana’nın sesi “dramatik kontralto” olarak tanımlanıyor. Zaten dünyada nadiren bulunan bu özellik yetmiyor, aynı anda iki sesi birden verebildiği “difoni” tekniğini de kullanarak tamamen eşsiz bir sese dönüşüyor. Difoninin bana anımsattığı kültürel öğeler sebebiyle Diana’yı “ŞAMANİSTİK KONTRALTO” diye tanımlamayı uygun buldum.

Hayat öyküsü de çok özel Diana’nın: Sorunlu biyolojik annesi tarafından şiddet gören bir kızmış ve üç yaşında, kırık bir köprücük kemiğiyle, bir otobüs durağında terk edilmiş hâlde bulunmuş. Çocukluğunu geçirdiği Arsenyev’deki sanatoryumda çalışan Irina Ponik isimli bir melek sonradan Diana’yı evlat edinmiş. Travmaları yüzünden konuşma güçlüğü çeken, kekeleyen Diana’nın konuşma terapisti, daha iyi ve akıcı konuşabilmesi için şarkı söylemesini önermiş. Biyolojik annesi tarafından şiddet görmesi, gerçek annesi sayesinde hayata tutunması ve yaşadığı travmayı biz fanilere vereceği bir hediyeye dönüştürmesi… Şaka yapmıyorum, bu bülteni hazırlarken iki defa ağladım.

“Reaksiyon videosu” türünü severseniz ve Diana’nın performansının yorumlarını izlemek/dinlemek isterseniz:

Dayanamadım, bir performans daha bırakacağım—aşağıdaki videoda Diana, bir Rus türküsünü icra etmiş:

Bu özelliklerde bir sesten bütün dünyada bir tane daha bulmak mümkün olmayabilir, arttırıyorum, insanlık tarihi boyunca bu sesten pek fazla bulunabileceğini bile sanmıyorum. Milyonda birlik değil, milyarda birlik bu sesin sahibi Diana Ankudinova’ya rast gelip bana gönderen ablama, Feyza Ünver’e buradan da teşekkür etmek istiyorum. Siz de benim kadar etkilendiyseniz, siz de yorumlarda ablama selam gönderebilirsiniz.

📻 Dinlenesi podcast: Kitap sohbetleri

Yürürken dinlemelik podcast olarak da, Bedia Ceylan Güzelce ve Fatih Altaylı’nın birkaç kitap üzerine konuştuğu videoyu paylaşabilirim:

Podcast boyunca yedi kitaptan konuşuyorlar ama ilk üçü (Puslu Kıtalar Atlası, Duygular Sözlüğü, 1977 — Bugünün Bir Kısa Tarihi) özellikle ilgimi çekti. Teke Tek Sanat kanalının varlığından haberdar değildim, kanala denk gelince (Teşekkürler YouTube algoritması!) hemen abone oldum.

🎮 Oynanası oyun: Sunflowers

Mayın Tarlası oyununu bilir misiniz? Hah, bu oyun onun tersi (“Isalrat Nıyam” şakası ondan):

Oyunun mantığı basit: Rakamların çevresine, rakamlarda yazdığı kadar ayçiçeği ekmeye çalışıyorsunuz ve amacınız, tahtaya koyabildiğiniz kadar çiçek koymak. Bültenin dördüncü sayısında bahsettiğim Enclose Horse oyunu kadar bağımlılık yapma riski var, dikkat edin.

📜 Okunası yazılar

Bu haftanın bir okunası yazısı, Stoacı felsefe üzerine yazılmış bir kitabın incelemesi:

Vaktinden Önce Mutsuz Olma *

Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri de yaklaşık 2000 yıl önce de insanların aynı sorunlarla uğraşması oldu. Stoacı filozoflar zaman yönetimi üzerine o kadar çok söz söylemişler ki, Netflix yok, Youtube yok, internet yok, akıllı telefon yok, sosyal medya yok hatta doğru düzgün kitap bile yok. Zamanlarını nasıl yönetemiyorlarmış, diye hayret etmeden duramadım.

— Ahu (Kendi Yolum)

Ahu (soyadını bilmiyoruz) güzel incelemesiyle yazıyı okuduğum gün bana kitabı aldırdı.

Haftanın ikinci okunası yazısı, The Odyssey filmi (ve daha fazlası) üzerine bir eleştiri:

“Yine de mavidir Odysseus’un destanı”

Ne yalan söyleyeyim, filmle ilgili karmaşık düşüncelere sahibim. Gerçekten çok emek harcanmış yüksek bütçeli bir yapım. Devasa setler, görkemli kostümler, pratik efektler, yıldız oyuncular… Yok yok. Fakat bu yaldızlı kapağı kaldırıp daha derinlemesine bakmaya da pek gelmiyor. Filmi IMAX formatında izleyemedim, bence normal salonda da görsel olarak doyurucuydu. Özellikle yolculuğun denizde geçen kısımları ile geri dönüşlerde Truva Savaşı’nın anlatıldığı anları etkileyici buldum. Görüntü yönetimini Hoyte van Hoytema yapmış, bu sezon ödüllerin favorisi olacaktır. Bazı prodüksiyon tercihleri ise bana gerçekten tuhaf geldi. Örneğin gemiler çok inandırıcıydı ama cilalı Truva atı pek sırıtıyordu. Anlaşılan bildik ahşap Truva atı temsillerinden farklı bir tasarım ortaya konmak istenmiş, iyi de neden?

— Sıla Arlı (Bu Hafta İzledim)

Sıla Arlı, bloğunda çok kaliteli ve doyurucu film incelemeleri yazıp yayınlıyor. Bu yazısında, mesela, yalnızca The Odyssey filmini okumuyoruz; Odysseia destanı, The Odyssey filmi, The Return filmi, Ulysses romanı incelemelerini tek bir yazıda okuyoruz. Kampanya gibi, bir alana üç bedava (gerçi birincisi de bedava).

🤔 Düşünülesi

Bültenin sonuna geldik! Bülteni şu düşünülesi sözle kapatmak istiyorum:

“Platon’un müthiş bir şekilde yazdığı gibi: Yalnız kendimiz için doğmadık; varlığımızın bir payı vatanımız, bir payı da dostlarımıza aittir.” — Cicero (Yükümlülükler Üzerine)

Yorumlarınızı bekliyorum, son söz sizin olsun. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
02 Ağustos 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com