Beyn Bülteni #20 — Acemi sürücü, 138.546, karpuz hatmi, kahkaha

Yirminci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende Ninca’ya olan alerjime üzülüyorum, Evrencan Gündüz’ün bir şarkısının hikâyesini aktarıyorum, müthiş bir öykü paylaşıyorum ve 10 yıl önceki dertlerinizi soruyorum.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 27 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ İç dökümü

🔸 Aylardır süren öksürüğümün kesinliğe en yakın teşhisini koydum: On beşinci bültenin kapak kızı olan Ninca’ya alerjim var! 😢 İstanbul’dayken ciğerlerimin tertemiz olması, döndüğümde neredeyse saatler içinde öksürüğümün nüks etmesi, veterinerimin iki ay önce yine bu şüphe üzerine “olabilir, bazı kediler daha fazla alerjen üretir” demesi ve bu hafta boyunca yaptığım araştırmalar beni “alerjik astım” tanısına ulaştırdı. Elbette teyit için bir hastanenin alerji hastalıkları birimine görüneceğim ama farklı bir sonuç çıkacağını hiç sanmıyorum. Antihistaminik alarak idare ediyorum zaten, bir de gerekirse ilgili immünoloji tedavi seçeneklerine başvurup alerjiden kurtulacağım… kediden kurtulmayacağım.

🔸 Pazartesi günü Çerkezköy’e gittik, hem müşteri görüşmesi hem de akraba ziyareti için. Araba kullanma tecrübesi açısından epey değerliydi; giderken otoyolu, dönerken Silivri tarafından sahil yolunu kullandık. Çarşamba günü de İstanbul’dan Ankara’ya dönerken +1 yıllık daha tecrübe edindim! 😂 İleride yine sürtmeler, kazalar olur (inşallah olmaz tabii) ama acemiliğimi attım diyebilirim artık.

🔸 Yaklaşık üç hafta boyunca neredeyse elime yapışan yazıyı sonunda bitirdim ve yayınladım. Bazen böyle uzayan, tabiri caizse sünen yazıları silmek, çöpe atmak istiyorum ama bir şekilde toparlayıp yayınlayınca da çok rahatlıyorum. Yalnız bu yazı özelinde çok iyi bir iş çıkardığımı düşünmüyorum, kimseye söylemeyin.

📺 İzlenesi

Haftanın izlenesi filmi, kısa film kalitesinde hazırlanmış harika bir belgesel:

Video 2019 yılından başlıyor, beş saniyede beş yıl geçiyor ve sonra zamanın ilerleme hızı iki katına çıkıyor, beş saniyede on yıl geçiyor ve zaman yine iki kat hızlanıyor, beş saniyede yirmi yıl geçiyor ve böyle devam ediyor. Videonun ilk dakikası bitmeden 2050 yılına giriyoruz, ikinci dakika bitmeden 138.546 yılını bitiriyoruz. Videonun sonunda evrenin “2 bin trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon yıl” yaşındaki hâline, hiçliğe ulaşıyoruz.

Alıntılanan konuşmalar, görseller ve video kesitleri haricindeki HER ŞEY (müzik, animasyonlar, kurgu, düzenleme vb.) bu kanalın sahibi olan John D. Boswell tarafından hazırlanmış.

Haftanın izlenesi videosu ile dünyaya dönelim. Can Azerbaycan’ın bir köyündeki kardeşlerimiz karpuz hatmi (bir tür pestil) yapıyor:

Videonun yapım kalitesini, mekânları falan gördüğünüz zaman kanal hakkında minik bir şüphem olmuştu ama araştırınca gördüm ki tırnaklarıyla kazıya kazıya bütün dünyaya Azerbaycan’ı ve köy hayatını tanıtan müthiş bir kanalmış bu. Canınız sıkıldıkça açıp izleyebileceğiniz yüzlerce videosu var!

🎧 Dinlenesi

Dinlenesi müzik köşemizde bugün, 2024 yılında gittiğim bir Evrencan Gündüz konserinin kaydı var!

Telefonum birazcık eski (2019 model) olduğu için görüntü ve ses kalitesi iyi değil, zaten konser ortamlarında en iyi telefonlarla bile kaliteli kayıt almak çok zor. Yine de videoyu izlemenizi veya dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim, Evrencan’ın (bana göre) en güzel eserlerinden birinin hikâyesini de öğreneceksiniz.

Yürürken dinlemelik podcast olarak da, ne zamandır paylaşmadığım Sinan Canan’ın yapay zekâ üzerine bir konuşmasını paylaşmak istiyorum:

“Yapay zekâ ne değildir?” başlıklı yazımı okuduysanız benzerlikler bulacaksınız ama valla billa birbirimizden kopya çekmedik. Sinan Canan konuya daha felsefi açıdan yaklaşmış.

📗 Okunası

Bu haftanın okunası yazısı, Görkem Can’dan çok kısa ve çok vurucu bir öykü:

🔸 “Eli Eli Lema Şevaktani*” — Görkem Can

Görkem’in bloğuna daha birkaç gün önce rastladım ama çok hızlı bir şekilde Substack’teki favori bloglarımdan biri oldu bile. Bölük pörçük gibi gelen ama parçalarını incecik iplerle bağladığı çok ilginç bir yazı tekniği var. Diğer öykülerini de okuyun, özellikle “Yaz Başlangıcı” başlıklı öyküyü.

Haftanın ikinci okunası yazısı, paranteziçi ismiyle yazan bir yazarın Köy Enstitüleri anlatısı:

🔸 “Atatürk, John Dewey ve Köy Enstitüleri- Türkiye’nin Kaybettiği Gelecek” — paranteziçi

Yazarın görüşlerine yüzde yüz katılıyorum: Köy Enstitüleri, bu toprakların gördüğü en yenilikçi ve ilerici projeydi; gerzek siyasetçilerin hezeyanları yüzünden kapatılmasalardı, bugün dünyanın en zengin, en eğitimli, en büyük ülkelerinden biri olmamız işten bile değildi. Yeniden başlatmak da mümkün ama bunun için iktidarın değişmesi gerekiyor. Kısmet.

🤔 Düşünülesi

Haftanın düşünülesi sözü, kaliteli bir komedyenden gelsin:

“Kahkaha, özgürlüğün sesidir.” — Jimmy Carr

Jimmy Carr bu sözü “Komedyenlerin, ifade özgürlüğünün savunulması konusundaki rolü nedir?” sorusuna verdiği yanıtta söylüyor. Aslında konuşmasında ifade özgürlüğü, boykot kültürü, otoriter rejimler ve otosansür üzerine de hakikatli yorumlar yapıyor ama “Kahkaha, özgürlüğün sesidir.” anlattığı her şeyi özetleyen kaliteli, düşünülesi bir slogan olmuş.

❓ Sorulası

Haftanın bültenini şu soruyla kapatalım:

10 yıl önceki hayatınızın en büyük sorununu hâlâ dert ediyor musunuz?

O zamanki sorununuzu anlatmak zorunda değilsiniz, hâlâ gündeminizde olup olmadığını merak ediyorum… çünkü çoğu sıkıntımız aslında 10 yıl boyunca gündemimizde kalmıyor—hatta yıl bitmeden sorunu da arkamızda bırakıyoruz ama dert ettiğimiz dönemde sanki hayatımızın en büyük sorunu gibi görüyoruz. 10 yıl önce benim en büyük derdim kiramı ödemekti ve kendimi çok yalnız hissediyordum, bir an bile aklımdan çıkmayan bu sıkıntılarımın ikisi de çoktan geride kaldı. Umarım sizin 10 yıl önceki dertleriniz de aynı şekilde geride kalmıştır ve bugün aklınızı meşgul eden derdiniz için de “10 yıl sonra aklıma bile gelmeyecek” demeyi unutmazsınız.

Bültenin sonuna geldik! Yazının başında rica ettiğim gibi notlar aldıysanız ve yazının altında yorum olarak paylaşmaya karar verdiyseniz, beni inanılmaz mutlu edersiniz. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
17 Mayıs 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com