2008’den beri Twitter’dayım. İlk yıllarında çok ama çok az kullandığım için, o yıllarda yazmaya başlayanlar kadar yayılmayı beceremedim. 20 yıldan uzun süredir blog yazan biri olarak aslında tam da benim bulunmam gereken, benim gibiler için yaratılmış bir platformdu Twitter. Ne var ki, yıllardır paldır küldür bir düşüş trendinde olduğunu da (sahipleri dâhil) kimse inkâr etmiyor.
(Eski Twitter’ı özleyen herkes gibi ben de Twitter’a “X” diyemiyorum, Yılan Musk’ın takıntısından dolayı yenilediği marka ismini kullanmayı reddediyorum. Yazı boyunca da Twitter demeye devam edeceğim. Aman aman bir duruş sergilediğimi iddia etmiyorum ama, yalan yok, “X” yerine “Twitter” dediğim için azıcık gururluyum.)
Yılan Musk Twitter’a çöktüğünden beri her geçen gün daha kötüye giden bu sözde “sosyal” ağın hayatımda yarattığı negatif etkiyi fark ettiğimden beri, bu platformdan kendimi uzaklaştırmaya çalışıyordum. Telefonumdan Twitter uygulamasını kaldırdım, mobil tarayıcıdan girmeye başladım falan ama fayda etmedi, kullanımımı bir türlü azaltamıyordum. Haberleri büyük oranda Twitter’dan takip ettiğim için, bir de Twitter’daki çevremle yine oradan yazışmayı sevdiğim için, Twitter’ı asla bırakamayacakmışım gibi geliyordu.
Tam bu noktada yapay zekâ, farklı bir açıdan da olsa, çok işime yaradı: Twitter’da rahatsız edici miktarda AI üretimi içerik görmeye başlayınca ağzımda oluşan kekremsi tat, bir nevi klasik koşullandırmaya sebep oldu ve Twitter’ı “AI slop” içeriklerle özdeşleştirmeye başladım. Twitter’daki çevremin yapay zekâyla üretilen içeriklere gösterdiği anlamsız ilginin de yardımı oldu. Artık Twitter’a günde 1-2 defa, haber falan okumak için giriyorum, bir iki şeye yorum atıyorum, bir de buradaki yazılarımı paylaşıyorum.
Bu yazıda da, Twitter’ı bıraktıktan sonra hayatımda tespit ettiğim iyileşmeleri üç ana başlıkta anlatacağım. Twitter’ı yoğun kullanan birisiyseniz, söz veriyorum, Twitter’dan çıkış yapmaya ikna olacaksınız. Siz değil, bir yakınınız Twitter kullanıyorsa, yazıyı bitirdikten sonra yazıyı ona da göndermenizi isterim. Bana bir faydası dokunacağından değil (bu yazının okunması bana para kazandırmıyor), sevdiklerinizi Twitter’dan uzaklaştırmanın topluma genel olarak faydalı olacağını düşündüğüm için.
Daha az şikâyet ediyorum
Aylardır yaşadığım bir şey var: Dışarıda bir şey görüyorum, atıyorum kaldırımı komple kapatan bir araç veya içtikleri sigaralarla açık havayı bile duman altı yapmayı beceren bir grup görüyorum diyelim, hemen elim telefona gidiyor. Şikâyet etmek istiyorum, o şeye benim kadar sıkılacak başkalarının olduğunu görmek istiyorum, beraber bir şeyleri gömelim istiyorum.
Yahu ben böyle biri değildim. Tamam, hiçbir zaman ponçik bir beyefendi olmadım, ama her şeyden şikâyet etmek ve şikâyetini Twitter’dan başkalarıyla paylaşmak isteyen biri de değildim. Twitter’ın toksik ortamını acımadan eleştirirken, o toksinlerin beni de ele geçirdiğini ancak oradan uzaklaştığımda fark ettim.
Bu zehrin Twitter’daki herkeste olmadığını biliyorum ama Twitter kullanıcılarının önemli bir kısmının bu negatif ortamdan etkilendiğini biliyorum, görüyorum. Bir ara Instagram kapanmıştı (veya kapatılmıştı, tam hatırlamıyorum) ve Instagram’dan bir kullanıcı akını olmuştu; yeni gelenler ortamın ne kadar negatif olduğunu görüp şaşkına dönmüştü. Instagram kullanıcılarını o dönem biraz küçümsemiştim ama şimdi onları çok daha iyi anlıyorum: Twitter toksikliğiyle meşhur ve ben de o zehirlenenlerdendim.
Twitter’ı bıraktığımdan beri zihnimdeki toksin oranında ciddi bir azalma hissediyorum. Şikâyetlerim azaldı, “şükür moment’larım” arttı ve genel olarak öfkesini daha sağlıklı ifade eden birine dönüştüm. Daha gidecek yolum var, orası kesin, ama şu kadarcık sürede geldiğim nokta bile beni çok mutlu ediyor, gururlandırıyor.
Daha fazla zamanım var
2025 yılında 500 saatten fazla Twitter’daydım. Yılın 21 gününü zehirli bir platformda geçirmişim de diyebilirim. Yılın %5’inden fazlası Yılan Musk’a gitmiş, düşünün. Utanç vesikası gibi bu veriyi duyurmakta bir beis görmüyorum zira bu yazıyı bir kamu spotu gibi görmek istiyorum.
“500 saat” dediğimde, yemeyip içmeyip zehrini akıtan bir profil düşünmeyin. Bu süreye arkadaşlarımla yaptığım sohbetler de dâhil, tanıdığım tanımadığım insanlarla düzeyli tartışmalar da dâhil, ciddi anlamda faydalı bilgiler edindiğim okumalar-izlemeler de dâhil, Beyn’de yazdığım yazıların oradaki paylaşımları ve bunlarla bağlantılı sohbetler de dâhil.
Yine de, bütün bu saydıklarımı da “yüzlerce saatimi harcamaya değer” kategorisine sokamıyorum. Sosyalleşmek neredeyse her zaman yüzeyde kaldı, iyi arkadaşlar edinsem de çok çok azıyla derin sayılabilecek bağlar kurabildim. Beyn’le bağlantılı paylaşımlarımın büyük kısmı algoritma tarafından gömüldüğü için, bu paylaşımlarımla ilgili sohbetler de çok sınırlı kaldı.
Neticede boşa giden zamanım da oldu, “iyi ki” diye geçirdiğim saatlerim de oldu… ama Twitter’ı odağımdan çıkardıktan sonra hiç geri dönüp bakmadım, geçirdiğim güzel zamanları aramadım. Faydalı bilgi ihtiyacımı karşılayabileceğim tonla platform ve internet sitesi mevcut, sosyalleşmek için Substack’i kullanmaya başladım ve değer verdiğim Twitter arkadaşlarımla iletişimi kesmedim. En güzeli de Beyn’e ayırdığım zamanın artışı oldu: Twitter’a eskisi kadar giriyor olsaydım bu kadar sık ve düzenli yazmam kesinlikle mümkün olmazdı.
Sonuç olarak artık daha fazla zamanım var. Geçen yıl büyük ölçüde boşa giden 500 saatin ufak bir kısmı yine Twitter’a gidiyor ama Beyn ve Substack başta olmak üzere güzel platformlara, kaliteli internet sitelerine ve tabii ki gerçek hayata daha fazla vakit ayırabiliyorum.
Ruh sağlığım düzeliyor
Geldik en önemli konuya: Twitter’dan uzaklaşmak, yukarıda bahsettiğim detoks etkisinin ötesinde, psikolojimi genel olarak etkiledi. Daha mutlu, daha odaklı, daha sakin bir insana dönüştüğümü yalnız ben görmüyorum, eşim ve yakın arkadaşlarım da görüyor. Üç alt başlığa üç kısa paragraf yazayım, anlatayım:
FOMO: Muntazaman haber bombardımanı altında olmak asla iyi gelmiyordu. Twitter’dan uzaklaştığım ilk haftalarda haber kaynağı olarak kullanabileceğim tek platform YouTube’du ve geçen yıl yaptığım ilk detoks denemesinde yüklediğim Bundle’ı tekrar yüklemek istemiyordum (çünkü çoğunlukla haber sitelerini açtırıyordu). Ama bu sefer sabrettim, sebat ettim ve habersizlik hissi her geçen gün azaldı. En önemli haberleri kaçırmanın bile hayatımda önemli bir etkisi olmadığını kavradığım için, haberleri gecikmeli almak o kadar rahatsız etmiyor. (Yine de, kabul ediyorum, düzenli haber akışı için basit bir çözüm arayışım devam ediyor.)
ADHD (DEHB): “Bozukluk” seviyesinde olmasa da dikkat eksikliği, bünyemin kabullendiğim bir parçası. Maalesef Twitter da bu konuda diğer tüm büyük sosyal platformlar gibi işliyor ve ilginin, dikkatin para ettiği bir dünyada her platform gibi Twitter da ilgimizi kendi platformunda tutmak istiyor. Bu yüzden Twitter’dan uzaklaşmama rağmen dikkat eksikliğim devam ediyor… ama azaldı. Substack sağ olsun, artık uzun metinler okuma konusunda daha iyiyim, dikkatim dağılmadan daha uzun süre işime odaklanabiliyorum. Dikkat eksikliği yaşayan herkese (özellikle DEHB teşhisi konanlara) çağrımdır: Hemen şimdi Twitter’ı bırakmalısınız!
Kaygı: Hiç yumuşatmadan söyleyeceğim, Twitter benim en büyük anksiyete kaynağımdı. Gerek etkileşim ihtiyacını normalleştirdiğim dönemlerdeki “neden beğeni gelmiyor” hissi, gerek bir şekilde alıp yürüyen tweet’lerin altında zehrini yaymaya çalışanların minik minik linçleri, gerekse takip ettiğim herkesin yazdıklarına yetişme telaşı beni bir kaygı makinesine dönüştürmüştü. Twitter’dan uzaklaşmayı başardığımda, neredeyse günler içinde kaygımın azaldığını görünce inanılmaz mutlu olmuştum, biraz da bunu geç fark ettiğime hayıflanmıştım. Sonuç olarak gençleştim resmen, bu kadar mı fark eder?
Bunların dışında depresyon, asabiyet gibi konularda da kendimde değişiklikler fark ediyorum ama üstte anlattığım üç konu (ve yazının başlarında bahsettiğim “zehirlenme” konusu) kadar kallavi değişimler değil.
Herkese tavsiyemdir!
Twitter hesabımı kapatmadım, Twitter’a hiç girmiyor değilim. Ara sıra tweet de atıyorum, yukarıda dediğim gibi buradaki yazılarımı da paylaşmaya, siyaset konuşmaya falan devam ediyorum. Ama eskisi gibi günde 1 saatin üzerinde zaman geçirmiyorum, her hafta onlarca tweet atmıyorum. Aktif kullanıcılığı bıraktım diyelim. Fark ettiyseniz yazı boyunca Twitter hesabıma bir defa bile link vermedim.
Gerçekçi bir açıdan yaklaşacağım: Ülke içinde belimizi kıran ekonomik ve siyasi krizler, ülke dışında da güç sevdalısı geri zekâlıların uydurup yürüttükleri savaşlar varken, ruh sağlığımızı korumak adına yapabileceğimiz en güzel şeylerden biri internet hayatımızı sadeleştirmek veya “dijital detoksa” girmek. Güç ve para sevdalısı bir sapığın üzerine çöküp bir “algı makinesine” dönüştürdüğü Twitter da, hayatımızda artık var olmaması gereken platformların başında geliyor.
Hâlâ Twitter kullanmak için bir sebebiniz kaldıysa, aşağıdaki listeyi gözden geçirmenizi rica ediyorum. Eğer;
- AI ile üretilmiş dandik içeriklerden keyif alıyorsanız,
- Kimlik onayı için getirilen “mavi tik” uygulamasının daha fazla görüntüleme almak için suistimal edilen bir statü simgesine dönüşmesi sizi rahatsız etmiyorsa,
- Dezenformasyon amaçlı, başkalarından çalınmış veya öfke/korku körükleyici gönderilerin milyonlarca görüntüleme alıp bu içeriklerin yayıncılarına para kazandırması sizin açınızdan sorun değilse,
- Basın ilkelerinden ve etiğinden bihaber “haber hesaplarının” daha fazla görüntüleme almak için alakasız gönderiler, cımbızlanmış açıklamalar ve geçmiş tarihli olduğu gizlenen haber metinlerini paylaşmasından keyif alıyorsanız,
- Algoritmanın kalitesiz ama ilgi çeken içerikleri pompalamasını, diğer taraftan gerçek anlamda emek verilmiş düzgün içerikleri “shadow ban” gibi yöntemlerle açıkça baskılamasını doğru buluyorsanız,
- Dünyanın açık ara farkla en zengin insanının sırf siyasi çıkarları için Twitter’a çökmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünü arttırma vaadiyle satın aldığı Twitter’ı manipülasyon ve sansürü normalleştiren bir “algı makinesine” dönüştürmesi hoşunuza gidiyorsa,
O zaman Twitter kullanmanızda hiçbir sakınca yok.
Ama bünyeniz artık bunları kaldıramıyorsa, okuduğunuz bu yazı Twitter’ı bırakmanız için bir vesile olsun. Sevgiler.
(Giriş kısmında yazdığım gibi, bir yakınınızın Twitter’ı bırakması gerektiğini düşünüyorsanız, bu yazıyı onunla paylaşıp bu argümanları ona da okutabilirsiniz.)






