On sekizinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende Allah’a geri bildirim veriyoruz, kanser ve diyabeti tarihe gömüyoruz, bir teselli buluyoruz ve hem kendimize, hem başkalarına değer veriyoruz.
Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 44 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!
Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.
🗨️ İç dökümü
🔸 Patso yememekle gurur duyuyorum. “Efendim?” Anlatayım: Yakınımızda, yaklaşık 1 yıl önce bir fast food restoranı açıldı. Başından beri de çok ucuza patso (ekmek arası soslu patates kızartması) satıyorlar. Ben de açıldığından beri gitmek istiyorum… ama son zamanlarda bu isteğim epey azaldı. Hâlâ çok ucuza satıyorlar (125TL) ama artık önünden geçerken “Yesem mi?” diye düşünmüyorum. Boş kalori olduğunu biliyorum çünkü. Hem biz evde ondan daha iyisini yaparız. Dün taco yaptı mesela hanım, parmaklarımızı yedik.
🔸 Bu haftam aslında hiç iyi geçmedi. Makine gibi çalışmamız gerektiğine inanmıyorum, kapitalist düzenin “her gün 8 saat mesai yapmazsan boş bir insansın” anlatısını kabul etmiyorum… ama hafta boyu toplam 8 saatin altında çalışmak da hoş olmadı. Haddinden fazla oyun oynadım, haddinden fazla YouTube videosu izledim, haddinden fazla yazı ve kitap okudum… Epostalar bir ara öyle birikti ki, hepsini eriteceğim diye zaten mutsuz geçen bir günümü daha da beter ettim. Kendine gel Barışsu.
🔸 Omuz bölgemdeki geçmeyen sakatlığımdan ötürü bu dönem spora biraz ara vereyim dedim ve yokluğunda, sporun hayatımda ne kadar önemli bir yer edindiğinin farkına vardım, mutlu oldum. Yalan olmasın, spora asla güle oynaya gitmiyorum ama spor yapmadığımda spor yapmayı özleyeceğimi de bilmiyordum.
🔸 Dört mevsimi yaşıyoruz, cennet gibi bir iklimdeyiz, tamam ama nisan sonu tişörtle terlerken mayıs ayı başında kaban giymemize de gerek yok bence Allah’ım. İşine karışmıyorum, haşa, küçük bir kulun olarak ufak bir geri bildirim vermek istedim sadece.
📺 İzlenesi
Bu hafta da “izlenesi film” bulamadım—eskiden izlediklerime de bakamıyorum çünkü izlediğim(iz) filmleri kaydettiğim bir platform yok. (Üç yıl önce Letterboxd hesabı açmışım, açtığım gibi de unutmuşum. Bu paragrafı yazmadan önce hesabın şifresini sıfırladım, bu hafta izlediğimiz kötü bir filmi log’ladım, unutmazsam oradaki günlüğü güncel tutarım artık.) Bu sebeple bu hafta iki tane izlenesi video sunmaya karar verdim.
Haftanın birinci izlenesi videosu, çağımızın en pis hastalıklarından ikisini bitirmek üzerine yapılan (başarılı) çalışmalardan bahseden bir haber derlemesi:
“Clickbait” başlığı ve gülünç video küçük resmini göz ardı edin çünkü video gerçekten değerli: Videonun sahibi, diyabet ve kanser üzerine gerçek anlamda çığır açan haberleri, popüler bilim haberlerini takip edebilen herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatabilmeyi başarmış. Üstelik anlattığı gelişmelerin gerçek anlamda heyecan verici olup olmadığını da dürüst bir şekilde aktarmış. Aynı dürüstlüğü video başlığında da beklerdim ama olsun, video güzel.
Haftanın ikinci izlenesi videosu da, kuş gibi “vahşi ıslık” çalmayı öğreten kısa bir ders (Türkçe altyazılı):
Islık özürlü ben bile yapabildiysem, herkes yapabilir diye düşünüyorum! 😂 Elinizi doğru şekilde kapatmayı ve dudaklarınızı gösterdiği eklemlere yapıştırmayı unutmayın.
🎧 Dinlenesi
Dinlenesi müzik köşemizde bugün, YouTube ve Instagram’da bizden önce yabancıların keşfettiği bir Yekte cover’ı var:
Yekte türküsünün elektronik müziğe (veya elektronik müziğin Yekte’ye) bu kadar yakışacağını kırk yıl düşünsem tahmin edemezdim. Ayrıca elektro bağlamanın da bu kadar iyi bir müzik aleti olduğunu bilmiyordum! Teşekkürler Seren Saraç; diğer parçalarını da dinleyeceğim.
Yürürken dinlemelik podcast olarak da, CHP’nin savunma politikaları üzerine Barış Terkoğlu’nun Amiral Yankı Bağcıoğlu’yla yaptığı söyleşiyi sunmak istedim:
Söyleşide CHP propagandası namına pek bir şey olmadığı için koymakta beis görmedim; propagandadan ziyade CHP’ye yöneltilen eleştirilerin savunması var ki bu kısımların da toplamı 10 dakikayı geçmiyor. Kalan 55-60 dakikalık bölümde de Türkiye’nin savunma sektöründeki gücü ve savunma sanayimizin daha da büyümesi adına kaliteli öneri ve yapıcı eleştiriler var.
📗 Okunası
Bu haftanın okunası yazısı, değerli Başak Bingüler’den dijital dünyamızı biraz ferahlatmak adına harika fikirler içeriyor:
🔸 “Zihnimdeki Açık Sekmeler ve Bir Dijital Bahar Temizliği” — Başak Bingüler
Açıkçası yazıda bilmediğim bir şey yok ama bilip de uygulamadığım şeylerin hatırlatılması iyi oluyor, o açıdan yazı beni çok mutlu etti. Önümüzdeki hafta yapılacak Substack İstanbul etkinliğinde Başak’ın “Substack’te Ne Yazsak?” başlıklı bir sunum yapacağı notunu da bu vesileyle düşmüş olayım.
Haftanın ikinci okunası yazısı da, yazan: kalyope ismiyle yazan Hülya’nın iç dökümü:
🔸 “Bir teselli” — Hülya Lasch
Buraya ekstra bir yorum yazmayacağım çünkü yazının altına zaten upuzun bir yorum göndermiştim.
🤔 Düşünülesi
Haftanın düşünülesi sözü, psikiyatrist ve düşünür Engin Geçtan’ın İnsan Olmak isimli kitabında işaretlediğim, “değersizlik” üzerine bir yorum:
“Kendisine değer verilmemiş bir insan bir başkasına değer veremez. Bunu sonradan öğrenebilmesi de ancak kendisine değer verebilmeye başladıktan sonra işleyebilen iki yönlü bir süreçtir. Bir başka deyişle, insan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur. Yoksa bir diğer insanı yücelterek kendimizi küçültmek, ne ona ne de kendimize değer vermektir. Üstelik böyle bir durum, değersizlik duygularının gerisinde yatan düşmanca eğilimlerin ve suçluluk duygularının daha da pekiştirilmesine neden olur.” — Engin Geçtan
Değer vermek için değerli hissetmek gerekiyor. Çocukken değerli hissetmediysek, kendimize değer vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Başkasına değer verdiğimiz ölçüde değerli hissediyoruz. Birini yüceltip kendimizi küçültünce bu bize zarar veriyor. Tek bir paragrafta bu kadar fazla sayıda tespit ve fikir olması çok etkileyici değil mi? Böylesine ağır, böylesine dolu bir metin olduğu için kolay okunan bir kitap değil ama zaten bu yüzden çok kıymetli bir eser, İnsan Olmak.
❓ Sorulası
Haftanın bültenini, Engin Geçtan’ın alıntısından ilhamla, “değer” üzerine bir soruyla kapatalım:
Bu hayatta en çok değer verdiğiniz insan kimdir?
Benim için bu sorunun net cevabı, eşim Burcu. Hanımcılıktan uzak bir argümanım da var! Kan bağıyla bağlı olduğumuz insanlara verdiğimiz değerlerde, görünmese de bir zorunluluk hâli de vardır: Çocuğunuzu sizden çıktığı için, anne-babanızı siz onlardan çıktığınız için seversiniz, evrimsel bir tarafı da vardır bu sevginin. Hayatınızı birleştirdiğiniz kişide bu evrimsel mekanizma işlemez; ona değer vermeye bilinçli olarak karar vermişsinizdir ve bu değeri, toplum tarafından kabul gören bir akitle kâğıda döker ve bu akdi imzalarsınız. (Bağırsak floralarının çeşitliliğiyle ilgili bir evrimsel mekanizma da var ama onu karıştırmak istemedim şimdi.)
Bültenin sonuna geldik! Yazının başında rica ettiğim gibi notlar aldıysanız ve yazının altında yorum olarak paylaşmaya karar verdiyseniz, beni inanılmaz mutlu edersiniz. Haftaya görüşürüz!






