Kur’an, dini anlamak için yeterli midir?

Kur’an, dini anlamak için yeterli midir?

Normal şartlar altında, bu soruyu tartışmanın bile gereği yoktur: Evet, İslam dinini anlamak ve uygulamak için Kur’an-ı Kerim yeterli, hatta tek kaynaktır. Bu benim fikrim değil, Allah’ın emridir:

Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (En’am, 114)

Ama Kur’an ne kadar açıklayıcı olursa olsun, Kur’an-ı Kerim’i yetersiz görenler (veya dini zorlaştırmaya and içmiş, Müslüman görünümlü şeytanlar) dinimizi anlamak için daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu iddia edip, Kur’an’la ters düşerler.

İşin doğrusunu göstermek, bilmeyenleri Kur’an-ı Kerim’in yoluna yöneltmek de, yine Kur’an tarafından bütün müminlere tanınan bir yetki ve verilen bir emirdir.

İlgili ayetler

Ülkemizdeki sivri akıllı, dindar görünümlü müşrikler, Kur’an-ı Kerim’i yalnızca Arapça okunmasının farz olduğunu, tercümelerin bir işe yaramayacağını iddia ederek insanların dini anlamasını engellemeyi çok ama çok iyi bilir. Biz onları önemsemeden, bize gönderilen kutsal mesajları anlayacağımız dilden okuyalım.

Biz bu Kitap’ta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. (En’am, 38)

Bak nasıl sıralıyoruz ayetleri, iyice kavrayabilsinler diye. (En’am, 65)

İyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık. (En’am, 98)

Ayetleri bu şekilde, çeşitli başlıklarla veriyoruz ki, “Sen ders aldın!” desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım. (En’am, 105)

Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (En’am, 114)

Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da ayrıntılı olarak açıklanmış bir Kitaptır. (Hud, 1)

Sana bu Kitap’ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun. (Nahl, 89)

Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler. (İsra, 89)

Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur’an’dan başka şey değildir. (Yasin, 69)

Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler. (Sâd, 29)

Yemin olsun ki, biz, Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var? (Kamer, 17)

(Not: Meal olarak Yaşar Nuri Öztürk ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın meallerini esas aldım. Bu mealleri beğenmeyen olursa, alıntıların sonlarındaki bağlantılara tıklayarak mealler arasında kıyaslama yapabilir. Ayrıca, tüm bu ayetleri öncesiyle ve sonrasıyla beraber okumak daha faydalı olacaktır. Burada lafı uzatmamak için kısa alıntılarla yetindim.)

Peki ya Peygamberimiz?

Dini yalnız Kur’an-ı Kerim’e özgüleyerek yaşamaya çalışan ve insanları bu yöne çağıran insanlara, bazen iyi niyetle, bazen kötü niyetle karşı çıkılabiliyor: “Hz. Muhammed’in hadisleri de dinin kaynağı sayılmalıdır; onun sözlerini ne hakla göz ardı ederiz?”

Peki, Peygamberimiz’in itibar edilmesi gereken en önemli (bence yegâne) hadisine neden uymuyoruz?

“Benden Kur’an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim, Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned, 3/12, 21, 33)

Peygamberimiz’in kendi resminin çizilmemesi isteğine uyup, uymayanlara ateş püskürenler, nedense şu sözün de aynı amaçla söylendiğini göz ardı etmeyi tercih ediyorlar.

Hz. Muhammed, Hz. İsa’nın sözlerinin dine dönüşmesini, kendisininse tanrılaştırıldığını görmüş ve aynı şeyin İslam dinine ve kendisine yapılmasını istememiştir. Bu sebeple kendi resminin çizilmesini istememiş, böylece kendisinin ikonlaştırılmasını engellemek istemiştir. (Maalesef ikonlaştırma, putlaştırma başka türlü yapılmış, kendisine ait olduğu iddia edilen sakallar ve hırkalar, camilerde tapınma malzemesi haline getirilmiştir.) Aynı şekilde sözlerinin de yazılmasını engelleyerek, sözlerinin Kur’an-ı Kerim yanında ek bir kaynak haline gelmesini önlemiştir.

Hz. Muhammed’in vefatından sonra bile bu yasak uzun süre devam etmiş ve hadislerin yazımı, 4 büyük halifenin zamanında da önlenmiştir. Ehli Sünnet’in en çok itibar ettiği hadis kitapları da (Kütüb-i Sitte), Peygamberimiz’in ölümünden en az 200 yıl sonra ortaya çıkmıştır. Hz. Muhammed’e isnat edilen milyonlarca (yanlış yazmadım, milyonlarca) hadis arasından, onun ölümünden 200 küsur yıl sonra toparlanan kitapların güvenilirliği, bu yazının sonunda önerdiğim kitaplarda tartışılmıştır.

Ama diyelim ki, alıntıladığım hadis-i şerif haricinde doğru hadisler de var. Daha doğrusu, elbette vardır, neden olmasın? Ama bu hadislerin güvenilirliği, bu hadislerin dini anlamak için birer kaynak haline getirilmesi anlamına gelemez.

Şöyle kolay bir düşünce egzersizi, hadislerin yerini kafamızda oturtmak için -bence- yeterlidir:

  1. Peygamberimiz, peygamberlik hayatı boyunca aldığı vahyin, Kur’an-ı Kerim’in tebliğini sürdürmüş müdür? Evet.
  2. Hayatı boyunca, Kur’an’ın temsilcisi olarak, hayatını Kur’an’da geçen tüm emir ve yasaklara uyarak yaşamış mıdır? Elbette.
  3. Hz. Muhammed’in Allah’ın kelamına karşı çıkabilir mi? Haşa.
  4. Peki Peygamberimiz, İslam dinine Allah’ın gönderdiği vahiyden öte bir ekleme yapabilir mi? Kur’an kendisini tam ve açıklayıcı tek kaynak olarak tanımladığına göre, hayır.
  5. Madem öyle, Hz. Muhammed’in hayatı Kur’an’ı tamamen yansıtıyorken ve Allah’ın kelamı günümüze kadar bozulmadan gelmişken, Peygamberimiz’e isnat edilen sözlere ihtiyaç var mıdır? Hayır.

Özetle; Kur’an-ı Kerim varken ve Hz. Muhammed’in hayatı Kur’an’ı yansıtıp onun dışında dine bir ekleme yapmıyorsa, Peygamberimiz’in ölümünden 200 küsur yıl sonra yazılan hadis kitapları baştan aşağı doğru olsa bile, onları kaynak olarak almaya ihtiyaç yoktur.

Sonuç

Sonuç şu: İslam dini için tek kaynağımız Kur’an-ı Kerim olmalıdır; başka bir kaynağa ihtiyaç da yoktur, izin de yoktur. Hacı-hocanın sözlerine itibar etmek, mezheplere bölünmek bizzat Kur’an tarafından yasaklanmıştır. Peygamberimizin sözlerinin yazıya geçirilip ek bir kaynak olarak kullanılması da bizzat Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır.

Eee, hacı-hocayı ve hatta Peygamberimiz’i bile kaynak olarak göremiyorken, bu okuduğunuz yazıyı niye/nasıl kaynak olarak kabul edeceksiniz?

Elbette öyle bir durum yok. Bu yazıyı kaynak olarak görmeyin. Bu yazıda kendi yorumumu değil, Allah’ın sözlerini (ve Peygamberimiz’in bir sözünü) paylaştım. Amacım dine aracılık etmek değil, sadece Kur’an-ı Kerim’i kaynak olarak göstermektir.

Elimde iki tane kitap var. Bu yazıyı, Kur’an-ı Kerim’in önderliğinde ve bu iki kitabın beni Kur’an’a yönlendirmesiyle yazdım. Bu yazı nasıl size (inşallah) Allah’ın vahyini okuttuysa, o kitaplar da bana Allah’ın vahyini okuttu. İki kitap da birçok farklı konuda Kur’an’ın emir ve yasaklarını işaret ediyor, dolayısıyla ikisini de gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim:

  1. Uydurulan Din ve Kuran’daki Din (ücretsiz PDF, KurandakiDin.com, Babil.com, İdefix, D&R, Kitapyurdu)
  2. Dinin Kaynağı Olarak Kur’an Yeter Mi? (ücretsiz PDF, Babil.com, İdefix, D&R, Kitapyurdu)

Umarım faydalı olmuşumdur. Eğer beğendiyseniz, lütfen bu yazıyı arkadaşlarınızla paylaşın. Sevgiler.

Not: Bu yazının devamı niteliğindeki şu yazıyı da okumanızı isterim: “Allah’a mı itaat etmeli, Buhârî’ye mi?

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Duyurular