On Bağlantı #41
06.01.09Çok uzun zamandır bu kategoriye bir yazı yazmıyordum. Halbuki eskiden öyle miydi, haftada bir sektirmeden yazardım, şimdi yazmaya bile üşeniyorum. Özür diliyor ve hatamı telafi etmek için sizi muhtemelen hazırladığım en şahane On Bağlantı #X yazısına davet ediyorum, buyrun:
Erkut Ergenç adlı yeni bir blog yazarını tanıtayım dedim :). "Yeni blog yazarı" diye küçümsemeyin sakın, adamın yıllardır yapmadığı iş kalmamış bilişim sektöründe :). Blog yazmaya da pek hevesli, ileride inşallah tanınmış bir blog yazarı olur ki ben de "Seni ilk ben tanıttım, seni ben meşhur ettim!" diye duygu sömürüsü yapıp kurucusu olduğu Ati Eğitim Kurumları'nda bir iş kaparım :D.
http://www.isa-sari.com/index.asp?Sayfa=Icerik_Detay&id=91&b=gundelik-turkce-yazim-kilavuzu-...
İsa Sarı, gündelik yaşamda (yazılı yaşamda tabii) uyulması gereken basit ve genel kurallardan bahsetmiş. Şu tarz hıyarların başucu eseri olmalı bu yazı. Gerçi bir-iki hata var ama olsun :).
http://opereysin.com/uncategorized/1144-bilgisayar-oyunlarindan-ogrendiklerimiz/
Opereyşın'da güzel bir çeviri yazısı yayınlanmış: Bilgisayar Oyunlarından Öğrendiklerimiz. (İki bölümden oluşuyor yazı.) Mesela çok güzel bir tespit var: "Herkes İngilizce konuşur. Naziler de, uzaylılar da, zombiler de… Bu öylesine bir alışkanlık haline gelmiştir ki, İngilizce konuşmayanları yadırgarız."
http://www.t-infection.com/photoshopta-kalem-araci-pen-tool-kullanimi/
Uzun zamandır bu "pen tool"un Türkçe bir anlatımını arıyordum, yanıbaşımda buldum :).
http://www.gunesintamicinde.com/uykusuzluk-stephen-king/
Hayatımda gördüğüm en gaza getirici kitap tanıtımı. Hal böyle olunca Süleyman Sönmez'den kitabı istemek de ayıp olmaz sanırım :).
http://www.fikiratolyesi.com/2008/12/07/recep-ivedik-stand-by-me-soyler-mi/
Tunç Kılınç, her zamanki gibi enteresan güzellikler bulmaya devam ediyor. Playing For Change: Peace Through Music diye bir filmden haberdar olmuş ve hem filmi yorumlamış, hem filmden bir parça göstermiş, hem bizi de filmi görmeye ikna etmiş. Helal.
http://sesliblog.com/biz-bu-bayram-yavru-kopek-kurban-ettik/
Tansu Günay, evcil hayvanlara dikkat eden, onları koruyup kollayan bir insan. Tam bir hayvansever. Bu yazısında da başından geçen feci bir olayı anlatmış.
http://www.utkusoft.com/blog/bilgisayar-dergilerinin-sacmaliklari.html
Utku Şen, Bilgisayar Dergilerinin Saçmalıkları adlı yazısında, bilgisayar dergilerindeki "Nasıl hacker olunur?" "15 dakikada bir site nasıl çökertilir?" "FBI'ın bilgisayarlarına nasıl girersiniz?" "Bir MSN adresi nasıl çalınır?" sorularını başlık olarak seçen ve bu soruları kendilerince yanıtlayan kötü bir bilgisayar dergisinin (CHIP oluyor kendileri.)
http://mserdark.com/genel/ucakla-seyahat-tavsiyeleri
Mehmet Serdar Kuzuloğlu, uçakla seyahat ederken dikkat edilmesi gereken hemen her şeyi listelemiş. Viyana'ya gittikten sonra okuduğum ama yine de çok işime yarayan bir yazı oldu.
04 Ocak 2009 tarihli günümün özeti
06.01.09- 2 buçukta Ömer uyandırdı, uyandım.
- Bilgisayarı açıp 15 dakika haberlere falan baktıktan sonra dışarı çıktım, Ömer'le buluştum. Şu 7. buluşmayı yapacağımız Ve Cafe Bistro'da. Güzel bir mekânmış. Toplantı için de çok iyi ama sanırım dükkânı erken kapatıyorlar, yani biz orada gece 11'e kadar duramayabiliriz.
- Oradan 3E Restaurant & Cafe'ye geçtik. Muhabbete devam ettik.
- Oradan da Ati Eğitim Kurumları'na, Erkut'un yanına geçtik. Muhabbete devam ettik - evet, çok uzun bir muhabbetti :). Cidden ama, 5 saat sürdü toplam. Akşam yemeğini de orada yedik. Bu arada Zafer İzgi diye süper bir abiyle tanıştım :).
- Sonra eve döndüm.
- Left 4 Dead adlı oyunu oynamaya başladım. Hayatımda insan hareketlerini bu kadar gerçekçi veren bir oyun daha görmedim ben, onu diyeyim. Kesinlikle edinin, oynayın bu oyunu.
- 2'ye doğru yatmıştım sanırım. Biraz daha geç olabilir.
Viyana izlenimlerim
06.01.09Bu yazıya 03 Aralık 2008 tarihinde başladım, her gün birkaç madde daha ekledim ve böyle yayınlıyorum. Yani bir şeyi gördüğüm gün yazıyorum, o yüzden genel değil ayrıntılı bir izlenim yazısı olacak :).
Trafik: Trafik şahane. Ne sıkışıklık var, ne kaza. Sebebi de büyük ihtimalle yayalardan bisikletlere, tramvaylara kadar her aracın kurallara uyuyor olması. Öyle ki, daha ilk günden karşıya geçerken yaya geçidinin dışından geçmek, kırmızı yanarken bırakın geçmeyi, kaldırım yerine yolun kenarında durmak falan rahatsızlık vermeye başladı.
İnsanlar: Milletin parası var gibi, o kadarını kesin olarak bilemem ama neredeyse herkesin suratı asık. Kimse yolda önü haricinde bir yere bakmıyor, herkes nemrut ve hatta dün çok güzel bir örnek yaşadık: Bizim gruptan bir arkadaş, kaldırımda önünden geçen bir köpeği sevmeye kalkınca köpeğin sahibinden Almanca fırça yedi.
Evcil Hayvanlar: Bu arada burada çok fazla köpek ve çok fazla köpek sahibi var.
Hava: Hava ılıman gibi, ama soğuk. Böyle ilk çıktığında üşümüyorsun ama yürüdükçe üşüyorsun. Normalde tam tersi olması gerekmez mi? Yoksa ben ilginçlik bulmuş olayım diye mi abartıyorum? :)
Viyana'dan döndükten sonraki ek: Yok abi, hava buz gibi. Yüzünü acıtıyor bazen, o derece. Ondan da fena hatta.
Su: Memba lan! Ankara'dan Viyana'ya geçince beyin şeyi yaşadım. Bildiğin içme suyu lan! Melih Gökçek'i buraya göndereceksin, bir daha öyle ekran karşısında gerine gerine musluk suyu içemez valla. Ağlar adamcağız, ağlar.
Yemekler: Buranın şnitzelinden (ki Avusturya'nın meşhur şnitzeli tavuk veya sığır şnitzelmiş, başka Avrupa ülkelerindeki gibi domuz değilmiş çok şükür) yedim. Beğenmedim. Ama ilginçtir, buradaki dönercilerin dönerleri inanılmaz güzel. İçine ayrı bir sos falan katıyorlar. Sos deyince aklıma geldi:
Mayonez: Mayonez yerine kullanılan başka bir tarz sosla biraz patates kızartması yedim, bayıldım. Bir de buranın peçeteleri çok büyük, ona da değinmiş olayım tek cümleyle.
Sokak Lambaları: Bir sokak lambası var, biz her gün tam altından geçerken her gün istisnasız söndü! Biz de ona "ırkçı lamba" ismini taktık. Hayır bi' de biz altından geçtikten sonra geri yanıyor, iyice kıl ediyor!
Yaşama Maliyeti: Hayat ucuz gibi, ama parayı orada kazanıyorsan. Şöyle diyeyim, Viyana'da 1000 avro maaşla çalışan birinin hayat standartları, Ankara'da 1000 lira maaşla yaşayan birinden daha iyidir büyük ihtimalle. "Herhalde lan, burada 1 avro 2 lira." diyeceksiniz ama 1 avroyla 1 liranın eşit olduğunu düşünün çünkü Ankara'da ayda 1000 lira kazanan kişiyle Viyana'da ayda 1000 avro kazanan kişiyi karşılaştırırken aynı işi yaptığını düşünün, öyle hesaplayın.
Evler: Almanca hocamın dediğini diyeceğim: Evler minicikmiş. Gerçi bizim kaldığımız ev -yurt/pansiyon tipi olduğu için- 10 yatak odalı falandı ama orada 4+1 evlere malikane gözüyle bakıyorlarmış. Çoğu ev 1+1 veya 2+1 falanmış.
Yaş Ortalaması: Millet yaşlı lan! Ankara'da çık Kızılay'a, rastladığın 10 kişiden 7'si falan gençtir, değil mi? Orada nereye bakarsan bak (elbette gece kulüpleri hariç) yaşlı var! Tamam, adil olayım, yaşlılar kadar orta yaşlı da var. Ama genç yok! Ha, diyeceksiniz ki "Kızılay'da çok genç vardır çünkü Kızılay bir meydandır ve yaşlıların gezip tozmakla pek işi olmaz." Viyana'da bu olay da acayip; saçlarına ak düşmesine rağmen sırt çantasına koyduğu bir müzikçaların kulaklıklarını takıp ufak ufak ritim tutan bir adam gördüm.
Gece Hayatı: Güzeeeeeeeeeel... :)
-------------------------
Biraz kısa olduysa özür, benden bu kadar :).
03 Ocak 2009 tarihli günümün özeti
04.01.09- Bu sefer biraz dayanıp 9'da kalkmayı başardım.
- Annem bugün İzmit'e döndü. O dönene kadar onunla birlikte Bircan teyzemin evindeydik. Sonra onu bırakıp eve döndüm.
- Eve dönünce üç saat kadar uyudum.
- Kalktıktan sonra dışarı çıkıp babaannemle bana simit falan aldım. Özlemişim babaannemle yaptığımız "simit günleri"ni :).
- Sonra film izleyeyim dedim, Oldboy'u izledim. İkinci izleyişim olduğu için ilki kadar dumur halde izlemedim ama yine de çok etkileyici film.
- Sonra bir film daha izleyeyim dedim, Kanal D'de oynayan Sınav'ı izlemeye başladım. Dokuzuncu izleyişim olduğu için sıkıldım, kapattım.
- Sonra Anında Görüntü Show'u izledim.
- Sonra The Simpsons'ın yayınlanan son bölümünü izledim.
- Sonra bu özetleri falan yazıyorum derken gün bitti. İyi geceler. Oh be.
02 Ocak 2009 tarihli günümün özeti
04.01.09- Yine geç kalktım. 3 civarıydı sanırım. Evet evet, 3 buçuk.
- Yemin ediyorum en az 45 dakikadır düşünüyorum "Ben dün n'aptım lan?" diye :).
- Neyse, zaten bomboş geçti bir-iki günüm.
10 Ocak 2009 tarihinde, akşam saat 18.30'da, bu sefer de Kızılay'ın göbeğindeki süpersonik mekânlarından Meşrutiyet Caddesi ile Selanik Caddesi'nin kesiştiği noktadaki Ve Cafe Bistro'da buluşuyoruz!
Aralık buluşmasını ben yapamamıştım, diğer arkadaşlar buluşmuş ve buluşma yeri olarak bu yeni kafeyi seçmişler. Rahat, nezih, sıcak, makul fiyatlara sahip bir ortammış duyduğuma göre. Ben de ilk kez gideceğim ama referanslar sağlam olduğu için sorun çıkmayacaktır, emin olun :).
Ufak notlar:
- Cep telefonunu girmeniz, olası değişikliklerden kısa sürede haberdar olabilmeniz açısından önemlidir.
- Kaydolduktan sonra diğer blog yazarlarını da haberdar etmek için bu sayfayı veya direkt kayıt sayfasını yaymayı unutmayın. Kendi blog'unuzda, blog yazarlarının takıldığı sosyal ortamlarda (sosyal ağlar, forumlar vb.), Ekşi Sözlük gibi ülke çapında bolca okunan yerlerde toplantının yapılacağını yazarsanız en azından gelecek kişi potansiyeli artar.
- Ankara dışından gelecekseniz bana e-posta ile ulaşın, geldiğiniz vakit indiğiniz yerden sizi alayım.
- Kayıt sayfasını kodladığı için Erhan Yakut'a tekrar tekrar teşekkürler.
01 Ocak 2009 tarihli günümün özeti
04.01.09- Akşamüstü 5 gibi uyandım. Uyanır uyanmaz baş ağrımı ve susuzluğumu gidermesi için yarım litrecik su içtim.
- Akşama kadar kafamı toparladım.
- Akşam Dedem Sandwich'ten üç tane salam-kaşar söyleyip akşam yemeğini yedim.
- Akşam 11'de İzmit'ten annem geldi. Uzun uzun Viyana'yı anlattım :).
- Sonra ben bir aydır görmediğim bilgisayarıma döndüm, annem de televizyon karşısına geçti.
- Sabah 8'e çeyrek kala yattım. Üstüme gelmeyin efendim, yılbaşı partisi de bozdu uyku düzenimi :).
31 Aralık 2008 tarihli günümün özeti
03.01.09- Gece uyuyamadım. Heyecandan değil, uyku düzenimin içine Viyana'da da etmeyi başardığımdan. Neyse ki yatakta çok fazla dönüp durmam gerekmedi ve saat 7'ye doğru herkes kalktı.
- Hazırlandık ve saat 8 civarında taksiyle havaalanına doğru yola çıktık.
- Uçağımız 10'da kalkacaktı, o zamana kadar her işimizi hallettik sayılır. "Check-in" işlemlerini hallettikten sonra "Duty Free" mağazalarda biraz dolaşıp plane'imize going... N'oluyo be? :D
- Neyse, uçağa bindik işte. Tek hava boşluğu yaşadığımız 3 saatlik bir yolculuğun ardından 2 gibi Türkiye'ye, İstanbul'a vardık.
- Arkadaşların sigara krizi tuttuğu için 3'e çeyrek kalaya kadar binmemiz gereken Ankara uçağını az daha kaçırıyorduk. Elimizdeki gri pasaportlar ilk kez işe yaradı, "Devlet görevlisiyiz biz!" diye yeni sıra açtırdık. Valla bak :).
- Ankara'ya indiğimizde saat 4'e geliyordu. Asfaltı öpme gibi bir abukluğa girişmeden, o soğukta donmamak için içeri girdik. Oradaki "Duty Free" mağazasından kendime parfüm aldım. Çok gizli bir kimyasal silah olduğundan ötürü adını açıklamayacağım ama gerçekten çok kral bir koku olduğunu söyleyebilirim :).
- Boğaç abi beni Yenimahalle Belediyesi binasının önünden alıp eve götürdü, bende anahtar yoktu zira. Sonra eşyalarımı odama atıp hemen dışarı çıktım, berbere gittim.
- Sürekli tıraş olduğum Levent abim izinliymiş, onun yerine başkası tıraş etti beni. Garip bir kesim yaptı ama kötü de olmadı. Hatta iyi gibi be.
- Tıraştan sonra eve döndüm, gideceğimi kimseye söylemediğim, sır gibi sakladığım partiye hazırlandım. Yeterince hazırlandıktan sonra da...
- ...Moldiyar'ların evine, koronun yılbaşı partisine vardım! Gerçi Moldiyar partiye gelip gelmeyeceğim konusunda pek ses etmememden benim geleceğimi anlamış, şaşırmadı :D. Yine de çok güzel bir partiydi ve birkaç saatliğine de olsa tüm sorunlarımı unutup manyak gibi içtim, süper eğlendim :). Kırmızı don giymedim ama siyah don da benzer şekilde uğurlu geliyormuş, onu gördüm ;). (Bu da Beyn'de kullandığım, göz kırpan ilk gülücüktür.)
- Gece 3 buçuk gibi de eve döndüm, biraz bilgisayarda vakit geçirip yattım uyudum.
30 Aralık 2008 tarihli günümün özeti
31.12.08- Viyana'daki son günümüze erkenden, rahat rahat başladım.
- Almanca kursundaki son dersimizdi bugün. Duygusal anlar yaşadık :). 60 saatlik kursun 40 saatini görebilmiş olmamıza rağmen belki 80 saatlik ders içeriğini bize etkili bir şekilde öğreten hocamıza (Zeliha Sağlam Ak) çok teşekkür ediyorum.
- Kurstan çıkıp eve doğru gittik. Zielpunkt'tan, gitmeden Türkiye'ye götüreceklerimizi aldık. Bu arada Zielpunkt Türkiye'ye gelsin istiyorum.
- Eve döndükten sonra yeni aldıklarımızı da (çikolata ve içki) çantaya yerleştirdim. İnşallah 20 kiloyu geçmemişimdir.
- Daha sonra Taha'yla dışarı çıktık, üçüncü kez Schönbrunn Sarayı'na gittik :). Bu seferki gitme amacımız orada satılan kupalardan almaktı. Ben almaktan vazgeçtim, Taha birkaç tane aldı.
- Sonra Reumannplatz'a geçip orada birkaç kez gittiğimiz bir giyim mağazasına girdik. Diğer gelişlerimde görüp acayip beğendiğim şahane süpersonik bir atkı aldım.
- Sonra eve döndük, 7 kişi organize çalışarak evde ayrıntılı bir temizlik yaptık.
- Sonra ben biraz kestireyim dedim, çok kestirdim (3 buçuktan 6 buçuğa kadar).
- Ardından yemeğe gittik. Bu arada yemekten hemen önce kurs katılım belgelerimizi aldık.
- Yemekten sonra eve döndük ve yarını beklemeye başladık :).
- Banyomu yaptım, tıraşımı oldum, çantam hazır... Yarın sabah çıkıyoruz, kısmetse zamanında (kardan dolayı rötar falan olmazsa) yani en geç saat 4'te (akşam) Ankara'dayız.
Bu adresten aralık ayı boyunca Viyana'da çektiğim fotoğraflarımı takip edebilirsiniz :).
29 Aralık 2008 tarihli günümün özeti
30.12.08- Baştan söyleyeyim, dün verdiğim karardan vazgeçtim. Mütemadiyen susmak saçma geldi. Tartışmaya girmek istememek daha mantıklı.
- 1 saatlik uykudan uyanıp Almanca dersine gittik.
- Derste test gibi bir şey olduk, sanırım hoca bizim Almancayı ne kadar anladığımızı son kez ölçmek istedi :). Bu arada bu ders, sondan ikinci dersti.
- Eve döndükten sonra çantamı toplamaya başladım. Dün başlamıştım aslında, bugün prova gibi bir şey yaptım.
- Arada bir-iki saat uyudum. Rüyamda bilgisayara virüs girdiğini hatırlıyorum, zaten kan-ter içinde uyandım :).
- Akşam bavul toplama provasına devam ettim.
- Projenin 4. ve son raporunu yazmaya giriştim. Bu sefer bütün ayı değerlendireceğimizden dolayı uzun sürdü ama bitirmeyi başardım.
- Şimdi de yatayım diyorum, nasıl? İyi geceler.
Bu adresten aralık ayı boyunca Viyana'da çektiğim fotoğraflarımı takip edebilirsiniz :).






