Çok sonra bu yaşadıklarımıza baktığımızda…

Çok sonra bu yaşadıklarımıza baktığımızda…

Şu aralar ortam iyice gerildiği için ve -basının da katkısıyla- halkın büyük kısmı bu gergin ortamda politikacılar kadar gaza geldiği için fark etmiyoruz ama, emin olun, hayatımızın komedilerinden birini yaşıyoruz.

Halkoylamasından “evet” de çıkabilir, “hayır” da çıkabilir. Çekişme hala sürüyor. “Evet”çi siyasetçiler “evet” çıkacağından, “hayır”cı siyasetçiler “hayır” çıkacağından emin ve hala hiçbirinde bir boşvermişlik belirtisi yok.

Bu arada bayramımız da rezil olacak, şimdiden uyandırayım. Bayram ziyaretlerinin aşağı-yukarı tamamında “Eee, referandumda ne kullanacaksın kayınço?” tarzı muhabbetler yapılacak. Bayramlık ağızlar açılmazsa, kavgalar çıkmazsa iyidir. (Ama çıkacak.)

“Hayatımızın komedilerinden birini yaşıyoruz.” dedim, açıklayayım, halkoylamasından çok sonra neler olacağını da anlatayım:

  • “Evet”çiler “hayır”cılara, “hayır”cılar da “evet”çilere kulaklarını tıkamış durumda dolayısıyla iki taraf da diğer tarafın neden o oyu vereceklerini bilmediklerini (veya anlatamadıklarını) düşünmekte. Koca koca gazeteciler dahil herkes “Yahu bu ‘hayır’ diyecekler neden ‘evet’ diyeceklerini biliyorlar mı?” gibisinden yazılar yazıyorlar. 13 Eylül 2010’dan itibaren, ortada birikmiş “Neden ‘evet’ diyorum?” veya “Neden ‘hayır’ demeliyiz?” yazılarını görmeye başlayacak ama o vakitten sonra bir anlamı kalmayacak tabii.
  • 26 maddeyi birden topyekün oylamanın saçmalığını hala birçok insan görmüyor. Mustafa Mutlu iyi demiş, “Emin olun; 26 maddenin hepsini birden benimsesem bile yine ‘Hayır’ derdim…Çünkü 26 soruya 1 tek yanıt bekleyen iktidara söylenecek tek söz, ‘Hayır’dır!” demiş. Belki hemen kavrayamayacağız ama sandıktan “evet” de çıksa, “hayır” da çıksa birkaç yıla kadar geriye dönüp baktığımızda “Oğlum biz n’apmışız lan?” diyeceğiz.
  • Zaman denen zavallı gazetenin “Evetçiler: Sezen Aksu, Orhan Pamuk, Teoman… Hayırcılar: Abdullah Öcalan, Doğu Perinçek, Huysuz Virjin…” şeklinde aşırı taraflı, abuk referandum eki birkaç yıla kadar sadece “hayır”cılar tarafından değil, herkes tarafından ayıplanacak. (Ahmet Hakan bugünkü köşe yazısında Ekrem Dumanlı‘ya sakin bir biçimde sitem etmiş.)
  • İlk maddede bahsettiğim algı eksikliğinin asıl sebebi, politikacıların ta kendisi olsa gerek. AKP ve CHP liderleri, genel seçim provası yapıyormuşçasına çıktığı sayısız mitingde neden “evet” veya neden “hayır” dememiz gerektiği konusuna çok çok az vakit ayırırken genellikle diğer lidere/liderlere çatmayı tercih ediyorlar. Şu meşhur “boy polemiği” gibi saçma bir konu halkoylaması tartışmalarında 1 haftamızı yedi ya, başka bir örnek vermeye bile gerek yok.
  • Polemik demişken… Recep Tayyip Erdoğan’ın “Meclis’in %65’i benim, sana bir gıdım su vermem!”, “Taraf olmayan bertaraf olur.” ve “Önemli olan boy değil, soooy soooy!” gibi yepyeni, gıcır gıcır gafları da tarih sayfalarında hayretle anılacak.

Son olarak; sandıktan “evet” de çıksa, “hayır” da çıksa, siyaset artık milli sporumuz olarak tescillenmiştir. Partilerin futbol takımıymışçasına fanatikçe, holiganca desteklenmesi ayrı bir kanıt; mitingleri maç, liderleri amigo gibi gördüğümüz ayrı bir kanıt; bu gibi politik süreçlerde resmen stres atmaya çalıştığımız ayrı bir kanıt. Allah hepimize akıl versin. Amin.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular