Kitap okumak üzerine 37 fikir, öneri ve ipucu

Kitap okuma eylemi hakkında birkaç şey yazayım dedim. Buyrun.


Hiç kitap okumayan insanlardan uzak durun.

Olanağınız varsa, almak istediğiniz kitabın içine bakın. Özellikle çeviri kitaplarda cümleler o kadar kötü kurulabiliyor ki, büyük bir hevesle aldığınız kitabı okurken eziyet çekiyorsunuz. (Türkçe yazılan kitaplar da bu dertten muaf değil gerçi.)

Tuvalette bir yere kitap koyun ve tuvalete girdiğinizde telefona değil, o kitaba gömülün.

Kitaplar kitaplıktayken dikkatinizi çekmez, dekorunuzun bir parçasıdır. Okumak istediğiniz kitabı görünür bir yere koyun, illa bir gün alıp okumaya başlarsınız. Okumaya devam ettiğiniz kitabı da ortalıkta tutun; düzenli olayım diye kitabı kitaplığa veya çantanıza koyarsanız daha seyrek okursunuz.

Ortalama bir kitabın 350 sayfa civarında olduğunu kabul edersek, günde 1 sayfa okuyan kişi yılda 1 kitap okur, günde 20 sayfa okuyan kişi yılda 20 kitap okur, günde 50 sayfa okuyan kişi haftada bir kitap bitirir.

Ritüeller güzeldir, her seferinde gerçekleştirebilecekseniz bir kitap okuma ritüeliniz olabilir ama ritüelinizi uygulayamamak, sizi kitap okuyamamaya yöneltebilir. Ritüelsiz kitap okumaya da alışın.

Kitap okuma işini romantikleştirmeyin. Tuvalette kitap okumak, güzel bir kahve ve müzik eşliğinde kitap okumaktan daha önemsiz değildir. Kitap okumayı romantikleştirirseniz, “havaya girmeden” kitap okuyamazsınız.

Kitap kokusu yoktur, kâğıt kokusu vardır. E-kitap okuyucuları (ekranları ışıksız olanlar), tabletler, telefondan okunan, dinlenen kitaplar kâğıttan mamul kitaplardan daha değersiz değildir. Tekrarlıyorum: ROMANTİKLEŞTİRMEYİN.

Kitap okumanın doğru bir hızı yoktur. Yerine göre hızlı okumak da iyidir, yavaş okumak da iyidir. Harry Potter kitapları saatte 100 sayfayla okuyabilirsiniz ama bir felsefe kitabının bir sayfası üzerinde 5 dakika düşünmeniz gerekebilir. (Ayrıca hızlıca bitirilen kitap daha değersiz değildir; daha kolay okuyabildiğiniz bir kitaptır, o kadar.)

Hızlı okumaktan ziyade, anlayarak okumaya çalışın. Bir paragrafı tekrar tekrar okuyorsanız veya 2-3 sayfa okuduktan sonra “Ne okudum ben yav?” diye geri dönme ihtiyacı hissediyorsanız, kitaba odaklanmakta zorlanıyorsunuz demektir. Ya odaklı okuyabileceğiniz zamanları seçin ya da (eğer bu durum hep başınıza geliyorsa) daha iyi odaklanmanın yollarını araştırın.

Aynı anda birden fazla kitap okuyabilirsiniz. Konuları veya konseptleri farklı olduğu sürece, aynı anda 3 kitap okumak sizi zorlamaz. Zorlamamalı yani.

Aynı anda birden fazla kitap okumanın bir faydası da, sıkıldığınız bir kitap olursa diğerine geçme özgürlüğüdür. Kitap okumaya oturduğunuzda elinizin altında birden fazla kitap olursa, birinden ötekine hemen geçebilirsiniz. Veya canınız o gün felsefe kitabı yerine bilimkurgu romanı okumak isterse, aynı anda birden fazla kitap okumak size seçim özgürlüğü sağlar.

Sevmediğiniz bir kitabı yarım bırakmakta ayıp bir şey yoktur. Okumadığınız cümleler arkanızdan ağlamaz, cehennemde sizi küçük küçük harfler kovalamaz. Zamanınız, okumak istemediğiniz sayfalardan daha değerlidir. (Bkz: “Kitap okuma konusunda doğru sanılan yanlışlar“)

Bir kitap hem çok sıkıcı, hem çok iyi olabilir. Kazuo Ishiguro’nun Günden Kalanlar’ı, Mihaly Csikszentmihalyi’nin Akış’ı aklıma ilk gelen iki örnek. Eğer kitaptan kesinlikle bir fayda alacağınızı düşünüyorsanız, dişinizi sıkın.

Çevirilmiş bir kitabı zevkle okuduysanız, çevirmenini araştırın. Çevirdiği diğer kitaplara da ilgi duyabilirsiniz.

İyi yayınevlerini kötü yayınevlerinden ayırt etmeyi öğrenin. Bazı yayınevleri para karşılığı her yazarın kitabını yayınlarken, bazıları her yıl binlerce başvurunun yalnız birkaçını kabul eder. Elbette iyi yayınevinin ana özelliği yazarları geri çevirmesi değildir ama seçici, seçkin bir yayınevi olduğunu gösterebilir. Beğendiğiniz kitapların yayınevleri bu bağlamda sizin için iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Kurgu dışı kitaplarda, bütünlüğü bozmayacaksa, sıkıldığınız kısımları atlayabilirsiniz. Bildiğiniz bölümleri de atlayın. Her kelimeyi, her harfi okumaya şartlamayın kendinizi.

Kitabı okuduktan 1 hafta sonra kitap hakkında pek bir şey hatırlamamanız kadar normal bir şey yoktur. Okurken işinize yarayacağını düşündüğünüz bilgi, ihtiyacınız olduğunda aklınıza gelecektir. Okuduğunuz şey bir ders kitabı değilse, o kitabı ezberlemek zorunda hissetmeyin.

Kitabın dili vardır ama yaşı, cinsiyeti yoktur. Sadece kadınlar okuyor diye bir kitabı okumaya çekinen erkek, kendine yazık eder. Yetişkin bir okur, bir çocuk kitabından çok şey öğrenebilir.

Klasikler, kült kitaplar, çok satan kitaplar size hitap edecek diye bir şey yok. Anna Karenina’yı sevmediniz diye biri sizi hor gördüyse bu yazımı ona gönderin, ben onunla sabaha kadar tartışırım.

Her türde ve her konuda iyi kitaplar da vardır, kötü kitaplar da vardır. Kişisel gelişim kitaplarının hepsi kötü değildir, felsefe kitaplarının hepsi iyi değildir.

Sevdiğiniz bir yazarın her kitabı iyi olacak diye bir kaide yok. Harry Potter serisini bayıla bayıla okudunuz diye Boş Koltuk’unu sevmeye zorlamayın kendinizi.

Kitabın ismi ve arka kapağı, eğer kitabın argümanı hakkında yeterince bilgi veriyorsa, o kitabı okumanıza gerek olmayabilir. “Harekete Geçmekten Korkma!” isimli bir kitabın içinde aynı argümanın kırk tekrarını bulabilirsiniz… ama çok daha fazlasını da bulabilirsiniz. Kitabı okuyanların fikirlerini alın (çevrenizden veya internetten), öyle karar verin.

Faydalı bulduğunuz bir kitabın kaynakçasını da karıştırın, ilginizi çeken isimleri araştırın.

Kendini, yazısını daha özel kılmak için alengirli cümleler kurmaya kalkışan yazarlardan uzak durun. “Obskürantizm” kelimesiyle tanımlanan bu davranış, genellikle boş insanların ve/veya boş fikirlerin kendini dolu gösterme çabasını gösterir.

Çağımızda buna çok alıştık ama her kurgudan bir “twist” beklemeyin. Bazı hikâyeler, dümdüz bir durumu anlatırken bile insana keyif veya ilham verebilir.

Okurken kitabın verdiği gazla size çok mantıklı gelen bir şey, aslında bomboş bir söz veya sizi çok yanlış yönlendirebilecek bir tavsiye olabilir. Okuduğunuz her şeyi sorgulayın.

Asıl mesleği yazarlık olmayan ünlülerin genellikle “hayalet yazarlar” ile anlaştıklarını, kitaplarını ücreti mukabili başkalarına yazdırdıklarını bilin. Bu kişi Bill Gates de olabilir, çok dinlenen bir şarkıcı da olabilir, komik gelecek ama ünlü bir yazar bile olabilir.

Kitaplığınızda okumadığınız kitaplar, okuduğunuz kitapları geçiyorsa bunu çok dert etmeyin ama yine de bunu, kitap okumaya daha çok vakit ayırmak için kullanmayı deneyin.

Düzenli olarak kitap okuduğunuz sürece, okuduğunuzdan daha fazla kitap almanızın bir sakıncası yoktur. (Bu maddeyi biraz da kendimi rahatlatmak için yazdığımı kabul ediyorum.)

Bitirdiğiniz kitapların bir listesini tutabilirsiniz veya tutmayabilirsiniz. Özet çıkarmak ya da çıkarmamak sizin tercihinizdir. Sizin için en doğru olan şeye siz karar verin.

Yatmadan önce kitap okuyabilirsiniz ama sadece yatmadan önce kitap okursanız, kitap okuma işini uykuyla bağdaştırmış olursunuz. Çocukken bunu çok yaptığı için kitap okumaya başlar başlamaz uykusu gelen bir sürü Pavlov’un okuru tanıyorum.

İncecik, 40 sayfalık bir kitap hayatınızı değiştirebilir. Tuğla gibi, 1400 sayfalık bir kitap bir bok anlatmıyor olabilir. Kitabın kalınlığıyla değeri arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Çok kitap okumak için kısa kitaplardan başlayın. Ekşi’deki “Okunduğunda ufku 2 katına çıkaran ince kitaplar” başlığı sizin için iy bir başlangıç noktası olabilir. (Okumayı seven insanlar da bu başlığa göz atmalı diye düşünüyorum. Çok kaliteli öneriler var.)

Bir kitabı okumadan önce, isterseniz, özetini okuyup kitap hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bu şekilde almak istediğiniz ama size hitap etmeyen kitapları kısa yoldan eleyebilirsiniz. Özet okumak ayıp değildir ama sadece özet okumak ayıptır.

Kafa dengi insanların kitap tavsiyelerine uymayı tercih edebilirsiniz ama çoğu insanın kötü bildiği bir kitap sizin çok hoşunuza gidebilir. Burada “çoğu insan” da, siz de hatalı değilsiniz. Zevkler tartışılmaz.

Kitaba verdiğiniz paraya acımayın.


Bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sizin de kitap okumak üzerine fikirleriniz varsa, yorumlara beklerim.

Not: Bu yazıyı 2021 yılında yazmıştım; bugün de yazıdaki cümlelerin yarısına yakınını düzenleyerek güncelledim.

Barış Ünver
01 Haziran 2021

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com