Başarısızlık korkusu ve eylemsizlik, tembellik

Başarısızlık korkusu ve eylemsizlik, tembellik

Genellikle kızlarla flört etmekten çekinirim. Edebilsem bile, bir kıza çıkma teklifi etmek benim için fena halde zor bir iş. Kızın teklifimi kabul etmemesi ihtimali, benim o teklifi hiçbir zaman yapmamam için yeterli bir gerekçe çünkü. Halbuki biliyorum, kendime de telkin ediyorum üstelik: Kızın beni reddetmesiyle benim kıza çıkma teklif etmemem aynı kapıya çıkıyor; asıl odaklanmam gereken ihtimal, kızın teklifimi kabul etmesi ihtimali. Ama “korku” duygusu, çoğu zaman mantıktan uzak gerekçelerle üretilen bir duygu. Yani kafam çalışsa bile, ayaklarım geri gitmeye devam ediyor.

Bunu niye anlattım? E, başarısızlık korkusunun eylemsizliğe itişi konusunda kendi hayatımdan verebileceğim en iyi örnek bu olduğu için. Daha genel bir örnek vereyim:

Diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz. İşinizden memnun değilsiniz (Kim memnun ki zaten?) ve en yakın arkadaşınızla istifa etme düşüncenizi konuşuyorsunuz. Patronun ofisinin kapısından dalacaksın, herifi hazırlıksız yakalamışken işle, şirketle ilgili aklına gelen tüm saçmalıkları sıralayacaksın, “Benden bu kadar aga!” diye bağırıp kapıyı çarpacaksın, ceketini alıp gideceksin… Ben yazarken keyiflendim, siz bunu düşünürken kimbilir ne güzel geliyordur. Ama yakın arkadaşınızla yaptığınız bu muhabbeti altı aydır yapıyorsunuz. O sevmediğiniz şirkete her hafta hayatınızın 40 saat, 50 saatini para karşılığı kiralamaya devam ediyorsunuz.

Neden hala istifa etmediniz? İstifayı geçtim, neden başka bir iş arama zahmetine bile girmediniz? Basit bir cevabı var: Çünkü memnun olmasanız da, işinizde “başarısız” değilsiniz. Oysa yeni bir işe girseniz veya hep o hayal ettiğiniz işi kuracak olsanız, başarısız olma riskiniz var. Bu risk belki yüzde 50, belki yüzde 75, belki sadece yüzde 5. Ama sonuçta o risk var, ve siz başarısız olmadığınız şimdiki durumunuzla karşılaştırınca yüzde 5’lik başarısızlık riski bile çok geliyor.

O yüzden statükoyu seçiyorsunuz. Şu anki maaşınızdan olmamak için işinizi değiştirmiyorsunuz. Reddedilmemek için o kıza/çocuğa çıkma teklif etmiyorsunuz. Mahallenizde her hafta silahlar patlasa bile evinize güya alıştığınız için aynı kiraya daha iyi bir muhitte, daha iyi bir cephe gören daireye taşınmıyorsunuz. Biraz yatırım yapmak, belki yeni bir eleman almak gerektiği için şirketinize daha çok para kazandırabilecek o yeni fikri hayata geçirmiyorsunuz. Öğrenemeyip rezil olma ihtimali yüzünden piyano kursuna gitmiyorsunuz. Yalnız kalmak daha korkutucu geldiği için o kızdan/çocuktan ayrılmıyorsunuz.

Gerçi sorumluluk sizde olmayınca o korku daha zayıf oluyor, yahut daha çabuk geçiyor. Bir iş teklifi sizin ayağınıza gelmişse, yeni bir okula başlayacaksanız, evinizi değiştirmek zorunda kalmışsanız bu korkuyu pek hissetmeyebilirsiniz. Ama seçim sizde olduğu sürece, statükoyu devam ettirme fikri (statüko yeni bir işten, yeni bir evden daha kötü olsa bile) daha uygulanabilir gelecektir ve ufacık bir riske girmeye dahi korkmaya devam edeceksiniz.

Bu, korkaklık değil. Doğru bir korku değil, ama normal bir korku. Düzeltiyorum: Normal bir korku, ama doğru bir korku değil.

Peki, ne yapmak lazım?

Tarık bin Ziyad’ın yaptığını yapabilirsiniz mesela.

Celebitarık Boğazı’na adını veren (“Cebel”, Arapçada “dağ” demek, “Cebel-i Tarık” da “Tarık’ın Dağı” demek.) Tarık bin Ziyad’a atfedilen bir hikaye var ve bu hikaye, “gemileri yakmak” deyimini ortaya çıkaran bir hikaye. İslam’a verdikleri ve hâlâ onaramadığımız zararlardan ötürü Emevi devletine açıkça kin duysam da, hikaye güzel:

İspanya’daki karışıklıklardan istifade etmek isteyen Musa bin Nusayr, Tarık bin Ziyad’ı 711 yılında 7000 kişilik bir kuvvetle İspanya üzerine görevlendirdi. 7000 kişilik ordusu ile Cebelitarık Boğazı’nı geçen Tarık bin Ziyad İspanya’ya çıkar çıkmaz gemileri yaktırarak askerlerinin geri dönme umudunu kırdı. Askerlerine şu tarihi sözleri söyledi: “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”

Kaynak: Vikipedi

Yukarıda sorumluluğun sizde olmadığı durumlarda korkuyu daha az hissettiğinizi söylemiştim. Gemileri yakmak da aynı mantık aslında: Değişimden, ilerlemekten başka şansınız kalmadığında değişme, ilerleme güdüsü başarısızlık korkusunu bastırıyor.

Başınızda bir “komutan” olması şart değil, kendi gemilerinizi kendi ellerinizle de yakabilirsiniz. (Sonuçta Tarık bin Ziyad da kendisine bir gemi ayırmamış, o da geri dönülmez bir yola girmiş.) Unutmayın: Maksat değişimi tetiklemek. Ve körlemesine girmek zorunda değilsiniz, “kontrollü yangın” diye bir şey de var sonuçta.

Sevgiler.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular