Bir filmi iyi yapan nedir?

Bir filmi iyi yapan nedir?

Yazıya başlamadan bir not: Film yapımcısı da değilim, yönetmen de değilim, sinema eleştirmeni de değilim, senaryo falan yazıyorum ama profesyonel değilim. Bu yazıdaki cümleleri sektör için ahkâm kesmek adına değil, kişisel görüşlerimi bildirmek adına kuruyorum. Yanlışım varsa düzeltin, ama üstüme çullanmayın.

Ülkemizden nadiren iyi film çıkıyor. Evet, bir Hollywood’umuz yok ama Yeşilçam’ımızın da endüstriyel sinemada iz bırakan işleri daha sık çıkarması gerekirdi. Ama çıkarmıyor. Sinema sektörümüz öyle bir raddeye geldi ki, filmlerimizin çoğu, AVM’de bol bol gezip yorulan vatandaşın boş bir beyinle izleyip gülmesi, ağlaması veya korkması için yapılıyor. Sinemaya sanat olarak yaklaşılması bir yana, mantıklı bir film yapma ihtiyacı bile güdülmeyebiliyor. İzleyici 15-20 lira verdiği biletin karşılığını alacak kadar gülsün, ağlasın veya korksun, yapımcı için yeterli oluyor. Ülkemiz has bir durum mu bilmiyorum ama “sanat sanat içindir” ve “sanat toplum içindir” görüşlerinin yanında bu anlayışı “sanat para içindir” diye tanımlamak gerekiyor. Ben “sanat toplum içindir”cilerdenim, dolayısıyla kimsenin anlamadığı büyük sanat eserlerine de, para için yapılan sanata yakın derecede uyuz oluyorum.

Peki, bir sanatı hem sanat için, hem toplum için, hem de para için icra etmek mümkün değil mi? Bence mümkün; hatta yabancı filmlerin ufak bir yüzdesinde bunu görmek mümkün. (Fincher, Nolan ve Wright abilere çok selam.) Türkiye’deyse elbette bir örnek çıkmıştır, ama şimdi aklıma gelmiyor.

Başlıktaki çok büyük iddiama geleyim: Bir film nasıl olunca “iyi bir film olmuş” deriz? Daha doğrusu bir film nasıl olunca “iyi bir film olmuş” demeliyiz?

İyi film, iyi bir senaryoya sahiptir

Hobi düzeyinde de olsa senaryo yazımıyla ilgilendiğim için bu başlık altında biraz taraflı davranacağım, kabul. Ama bu, bir filmin en önemli parçasının senaryosu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Aklımıza berbat bir film getirelim. Mesela Recep İvedik. Bir de iyi bir film getirin. Mesela Truman Show. Hangi filmin hikayesi daha kaliteli, daha oturaklı, daha bütünlüklü, daha iyi kurguya sahip, daha iz bırakıyor? (Bu retorik sorulara herhalde sadece Recep İvedik’ler “Recep İvedik” der diye tahmin ediyorum.)

Filmin senaryosunda karakterlerin derinliği, hikayenin bütünlüğü, seyirciyi etkilemesi gibi etmenler, filmin kalitesini doğrudan etkileyecektir. Bir filmin yönetmeni iyi, senaryosu kötü olduğunda o film kaç defa yapılırsa yapılsın o senaryodan iyi bir film çıkmaz; ama bir filmin yönetmeni kötü, senaryosu iyi olduğunda o kötü yönetmenli film bile bir dereceye kadar takdir görebilir ve gerekrise film başka bir yönetmenle tekrar çekilip muazzam bir başarıya ulaşabilir.

İyi bir film, iyi yönetilir

Şöyle başlayayım: Yönetimden kastım sadece yönetmen koltuğunda oturan adamın yaptıkları değil. Işığından sesine, özel efektlerine kadar iyi yönetilen filmlere “iyi” dememiz mümkün olur.

İyi bir filmde gördüğümüz yangının kokusunu alır, alevini hisseder, izlediğimiz karakterin korkusunu yaşarız. Filmde yaşanan hikayenin içine girmedikçe filmden nasıl tat alabiliriz, ana karakter(ler)le özdeşleşmediğimizde film bizi nasıl etkileyebilir?

İyi bir filmin oyuncuları da iyidir

Hollywood filmlerinde figüranların bile iyi bir oyunculuk eğitimine sahip olduğunu hissettiğimde ne kadar gıpta ediyorsam, Yeşilçam filmlerinde ana karakterlerin bile nasıl duygusuz ve hatalı oynadıklarını gördüğümde o kadar utanıyorum. Baktığın zaman bütün büyük şehirlerde onlarca, yüzlerce oyunculuk eğitimi var, ama konservatuvarlardan çıkan oyuncularda bile bir eksiklik görüyoruz.

Utanmadan doyasıya ahkâm kestiğimin farkındayım ama, arkadaş, insan kendisini biraz geliştirir ya! Her yıl birer Münir Özkul, Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer çıkmayacağını biliyorum ama kötü oyuncu nüfusunda patlama yaşanıyorken iyi oyuncular neden bu kadar az? Hadi iyi oyuncuların az olması anormal değil, peki ortalama oyuncular neden bu kadar az?

Endüstriyel sinemada bazı kötü filmleri oyunculukların kurtardığını biliyoruz. (Aklıma gelen en güzel örnek The Revenant. O nasıl bir işkenceydi öye yahu.) Oyunculuğun kurtardığı o filmlere de iyi demek pek mümkün değil (bence), ama en azından “kötü film” kategorisinden çıkmalarına yardımcı oluyor.

İyi bir film, iyi tanıtılır

Burada “sanat sanat içindir”cilerle ayrılıyoruz işte. Ormanda kimse yokken düşen ağaç misali, vizyona giren filmi kimse görmüyorsa o filmin ne kadar iyi yazıldığının, ne kadar iyi yönetildiğinin, ne kadar iyi oynandığının zerre kadar önemi yoktur, olamaz.

Dünyanın en iyi şiirini yazıp kimseye okumayınca, dünyanın en iyi şiirini yazdığını iddia edebilir misin? Dünyanın en iyi resmini yapıp kimseye göstermeyince, “dünyanın en iyi resmini yaptım” diyebilir misin? Mesela benim bu yazılarımın dünyanın en iyi yazıları arasında oluşu su götürmez bir gerçekken (ehehe), yazılarımı senden başka kimse okumuyorken dünyanın en iyi yazıları listesini kim nasıl yapabilir?

İşin geyiği bir yana, Hollywood bu “tanıtım” işini çok ama çok iyi yapıyor. Öyle bir reklam yapıyorlar ki, Batman v Superman veya It gibi ortalama filmler bile uygun tanıtımla yüksek kârlara ulaşabiliyolar.

Bu maddede “kötü filmler nasıl iyi görünür”ü tartışmıyorum, yoksa Cumali Ceber’i de 500 bin kişi izledi, Recep İvedik serisi toplam 20 milyon izlenmeyi geçti. Bu maddede “iyi filmler nasıl iyi tanıtılır”ı tartışıyorum.

Gerçi bu konuda Yeşilçam’dan umudum var ama filmlerimizden dolayı değil, dizilerimizden dolayı. Dizi endüstrimiz film endüstrimizden çok daha iyi işliyor, ortalama dizilerimizi onlarca ülkeye ithal ediyoruz. Film endüstrimiz de bu akla uyup, para getirecek dandik filmler yerine ihraç edilebilecek düzeyde şeyler çıkartmak için “iyi” film yapmaya özen gösterecektir diye ümit ediyorum.

Sonuç

Şu anki karanlık tabloya rağmen ben film endüstrimizin geleceğine umutla bakıyorum. Küreselleşme bizim Yeşilçam’la Hollywood arasındaki uçurumu gösterdi ve ihraç ettikçe büyüyen endüstrimizde daha yüksek bütçeli, daha iyi senaryolu, daha iyi yönetilen ve daha iyi oyuncuların oynadığı filmler de vizyona girecek.

Bütçeyi, parayı, tanıtımı bu kadar önemsememin tek sebebi de şu: Büyük bir endüstrinin çeşitliliği artırmaması mümkün değil. Şu anda Yeşilçam’dan 10 tane kötü, 10 tane ortalama film çıkıyorsa 1 tane iyi film çıkıyor. Endüstri büyüyünce 100 tane kötü, 100 tane ortalama film çıkarken 10 tane iyi film çıkacak ve kötü/ortalama/iyi filmlerin oranları değişmese de iyi filmlerin sayısı artmış olacak; ve bu sayının artışı iyi film yapmaya çabalayanların sayısını artıracak.

Güzel filmler göreceğiz, güneşli filml… Tamam tamam, ben de tiksindim. Bitiriyorum yazıyı.

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Duyurular