Beş maymun deneyi ve sorgulamak üzerine

“Beş maymun deneyini” duyanlar parmak kaldırsın. (Gerçekten bu yazıyı okurken parmağınızı kaldırmadığınızı varsayıyorum.) Bilmeyenlere çok kısa bir özet geçelim:

  • Kafese beş maymun koyarlar. Kafesin tepesinde bir demet muz vardır.
  • Beş maymundan hangisi muza ulaşmaya çalışırsa bütün gruba soğuk su sıkarlar, ciyak ciyak bağırtırlar. Bir süre böyle şartlanırlar.
  • Daha sonra kafesteki maymunlardan biri, yeni bir maymunla değiştirilir. O da maymunluğun fıtratından muza ulaşmaya çalışır ama bu sefer diğer maymunlar su gelecek diye yeni maymunu muzdan uzak tutarlar.
  • Bir süre sonra “orijinal beş maymun”dan ikincisi de kafesten alınır, yerine bir başka yeni maymun konur. O da aynı şekilde muza ulaşmaya çalışır ve aynı şekilde diğer dört maymun onu muzdan uzak tutar.
  • Bu şekilde üçüncü, dördüncü ve beşinci “orijinal maymun” da kafesten çıkarılır ve üzerine bir damla su gelmemiş olan beş “yeni” maymun, bilmedikleri bir sebepten ötürü muza ulaşmaktan korkar.

Konu hakkında yazılan bir makaleye göre, deney muhtemelen hiç yapılmamış, yapıldıysa bile farklı şartlarda yapılmış. O yüzden biz bunu bir “düşünce deneyi” olarak kabul edelim, yazıya öyle devam edelim. Hatta bunun “insanlısını” da düşünelim: Üstünde bir tabak kurabiye olan bir masanın etrafına 5 kişi koyun, kurabiyelerden birini almaya davranana tekme tokat girişin ve uygun zamanlarda denekleri birer birer yeni deneklerle değiştirin. Orijinal deneklerin tamamı değiştirildikten sonra, o kurabiyelere dokunan kalır mı?

Kabullenmek ve sorgulamak

Hiç inkâr etmeyelim, bu deneyi hiç duymamış olsanız bile deneyin sonuçları size tanıdık gelmiştir. Memleketimi kötülemeyeceğim, zaten bizim toplumumuza has bir şey değil (düşünce deneyinin bir ABD’li bilim adamına ait olduğunu hatırlatayım), genel olarak insanlığı eleştireceğim: Kültürlerimizde “büyüğe biat” çok ama çok oturmuş bir kavram. Yalnızca bizden yaşça büyük olan akrabalarımızdan bahsetmiyorum: Otorite figürü olarak gördüğümüz insan ve kurumların yönlendirmelerini sorgusuz sualsiz kabul etme eğilimimiz var. Üstelik bu eğilim nesilden nesile de geçiyor, eğitim ve iş hayatlarımızda, sosyal yaşantılarımızda defalarca doğrulanıyor.

Saygı ve hürmetten doğan ama o kavramlardan uzaklaşan bir biat eğiliminden bahsediyorum. Özetle kendimizden büyük gördüğümüz güçleri sorgulamıyoruz. Bununla kalmıyoruz, sorgulamaya çalışanları marjinalanarşistzıpçıktıaykırı görebiliyoruz.

Sorgulamak niye kötü peki? İtiraf ediyorum (siz de edin), “sorgulamak” kelimesi negatif bir tınıya sahip. Halbuki öyle olmaması lazım: Sorgulamak iyi bir şey, sorgulamak önemli bir hayat becerisi.

Sorgulayan kişinin illa sorguladığı şeye “meydan okuduğunu” düşünmeye de şartlandık. Ben, annemin çay demleme şeklini sorgulayınca, araştırıp çayı Kafkas usulü demlemeyi öğrendim. Mustafa Kemal Atatürk, ülkesinin geldiği noktayı sorgulayınca Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak yolun ilk taşlarını döşedi. Hz. Muhammed, bulunduğu yerin kültürünü, inanç sistemlerini sorgulayınca vahiy geldi ve peygamberimiz oldu. (Hassas bünyelere not: Hayır, kendimi Atatürk ve Hz. Muhammed’le kıyaslamıyorum. Hayır, Atatürk’le Hz. Muhammed’i de kendi aralarında kıyaslamıyorum. Alt, üst ve arş seviyelerinden üç farklı örnek vermeye çalıştım. Beni deli etmeyin.)

Biatçılık hep mi kötü?

Yazının başında sorgulama korkumuzun kültürlerimizden geldiğini söylemiştim. Elbette bu kültürler de içgüdülerimizle gelişen şeyler: İnsanlığımız, hayvanlığımız, daha doğrusu “sosyal hayvanlığımız” belli bir raddeye kadar biatçılığı teşvik ediyor olmalı. Bunda da şaşılacak bir şey yok: Kabilenin reisi veya yaşlı bilgesi, yediği bitkiden ölen birini gördüyse, o bitki konusunda bizi uyarmıştır ve belki de o bitkiyi yemeyi yasaklamıştır. O reise veya bilgeye meydan okuyan, onunla inatlaşan bir zıpçıktı da bitkiyi yiyip öldüğünde, reisin veya bilgenin otoritesi bir kez daha tescillenmiştir.

Peki bu biatçılık mıdır? Belki diyebiliriz ama : Toplumsal bilincin gelişimi diyebiliriz, türümüzün ilerleyişi diyebiliriz ama “bu bitki zehirli diyorlar, yemeyelim” mantığıyla “sürüden ayrılanı kurt kapar, hükümeti eleştirmemeliyim” mantığı arasında dağlar kadar fark var.

Sonuç?

“Beş maymun deneyi”, bizi biat etmenin tehlikesizliği sonucuna da götürüyor, biatçılığın anlamsızlığına da götürüyor. Her konuda uyumluluğu, uysallığı seçenler sorgulamamaya karar verebilirken, sorgulayanlar da düzeni değiştirmeye yönelebilir. Düşünce deneyi iki taraftan birini “daha doğru” diye işaret etmiyor.

Ben sorgulamayı tercih eden taraftayım. Bu konuda herkes kendince bir sistem geliştirebilir. Benimkisi aşağı yukarı şöyle:

  • Bilgiyi al.
  • Bilgiyi teyit etmeye çalış.
  • Teyit ikna ediyorsa bilgiyi benimse, teyit ikna etmiyorsa sorgula.

Adını tarihe yazdıran insanların hepsi (istisna yok, HEPSİ) sorgulayan insanlar arasından çıkmış ve bu dünyaya izini bırakmış. Ve bana göre her insanın amacı, insanlığa iz bırakmak olmalı.

Barış Ünver
16 Nisan 2021

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com