Beyn Bülteni #27 — Fıskiye, Teamül, Dağ İçinde, İnşirah

Yirmi yedinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende 0 numaralı yumurtayla tanışıyoruz, sola kayan kadınları dinliyoruz, mezar taşımızı düşünüyoruz.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 27 kişiye teşekkür edeyim (güzel denk geldi) ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ İç dökümü

🔸 Geçen hafta soğuk demleme kahve sezonunu açmıştım (ilgilenenler için kendi tarifim burada), bu hafta da “cool lime” sezonunu açtım. Reklam gibi olmasın (çünkü değil), Dimes’in şekersiz Cool Lime konsantresi gerçekten başarılı; meşrubatsız yaşayamayan benim gibiler için kurtarıcı. Naneli soğuk demleme kahveyi de sevdiğim için bir shot cool lime’ı soğuk demleme kahveme katayım dedim, inanmazsınız, çok da güzel olmadı… ama fena da olmadı, yalan yok. Ara sıra yapabilirim.

🔸 Eşimle yumurta tüketimimiz her geçen yıl artıyor, şu aralar haftada 15 yumurtaya yakın yiyoruz. Yalnız ben yıllardır yumurtaların nasıl toplandığı konusunda çok bilgi sahibi değildim, öğrendikten sonra yıllardır “3 numara” yumurtalardan aldığımızı öğrenip üzüldüm ve “0 numara”, yoksa “1 numara” yumurtalardan almaya başladım.

🔸 Mayim Bialik beni üzdü bu hafta. Tam da Burcu’yla severek (ikinci defa) izlediğimiz The Big Bang Theory maratonunun sonlarına yaklaşmışken, dizinin yıldızlarından (Amy’yi canlandıran) Bialik’in şu yorumuna rastladım. Hanımefendi çocuklarının (ki çocukları da aslında genç yetişkinler) “Siyonizm Irkçılıktır” yazılı bir tişörtten nasıl ürktüğünü anlatmış. Gazze’de bebekler canlı canlı yakılırken ve soykırımcı siyonist köpekler bundan zevk alırken, bu gerçeği dile getiren bir tişört ürküttü mü seni? Kıyamam ya.

🔸 Aylardır kürek kemiğimin arkasındaki, boynumdaki ve omzumdaki ağrılardan şikayetçiyim, daha önce de yazıp canınızı sıkmışlığım var (eheh). Geçen gün Instagram’da rast geldiğim bir öneriyle, göğsümün altına ince bir yastık alarak uyudum (yan yatıyorum) ve, şaka yapmıyorum, bir günde ağrılarım ben diyeyim %80, siz deyin %80 hafifledi (aynı şeyi diyelim). Instagram’da böyle mucizevi ipuçlarına rastlayınca ekstra mutlu oluyorum, şükrediyorum.

🔸 Fıskiyeden kaçmaya ihtiyacım varmış. “Buyur?” dediniz, duydum, cevaplıyorum: Günlük yürüyüşlerimden birinde yürüdüğüm parktaki fıskiyenin dönüşünü izledim, hesapladım, bir sonraki dönüşünde fıskiyenin attığı suyu önce kovaladım, sonra o sudan kaçarak yoluma devam ettim. İnanılmaz eğlendim ama eğlendiğimi hissettikten 30 saniye falan geçtikten sonra bir de hüzün kapladı içimi. Kim bilir ne zamandır fıskiyeden kaçmıyordum, özlemişim.

📺 İzlenesi

Haftanın izlenesi videosu, bugüne kadar 27 ödül kazanmış bir kısa film:

O kadar güzel kurgulanmış, çekilmiş, oynanmış ki, bir kelime dahi yorum yazmak istemedim. Enfes.

🎧 Dinlenesi

Dinlenesi müzik köşemizde bugün, çok eskilerden bildiğim, “Tau Ishinde (Dağ İçinde) bir Kazak türküsü var:

2006’da Barış ergendi, Ankara’ya yeni gelmişti ve sosyalleşmek, karakterini geliştirmek için olanaklar arıyordu. Bağıra çağıra şarkı söylemeyi sevse de, sesinin kötü olduğunu biliyordu. Kazandığı Ankara Üniversitesi’nin gönderdiği “hoşgeldin” paketinde “Ankara Bach Korosu” isimli bir topluluğun broşürü de vardı, oraya kabul edildi ve provalara katılmaya başladı. Provalarda Moldiyar isimli bir Kazak abisi de vardı, onun gibi tenordu ama sesi ondan fersah fersah daha güzeldi. Dağ İçinde, onun ara sıra gitarını alıp tıngırdattığı ve koronun diğer üyelerini büyülediği bir türküydü. Yıllar yıllar sonra, Kazak popçu Dimash Qudaibergen’in kötü bir icrasına denk gelen Barış, türküyü tekrar hatırlayıp daha iyi bir icrasını araştırdı, Erhan Ahmetkerim’i buldu ve bülteninde paylaşmaya karar verdi.

Bu serin hikâyeden sonra, bir tane de yürürken dinlemelik podcast vereyim:

Türkiye’de ve dünyada kadın-erkek ayrımını bu eksende değerlendirmemiştim, dinleyince ilginç geldi, paylaşmak istedim.

📗 Okunası

(Bundan sonra okunası yazıları başlığıyla bırakmayıp, birer de alıntıyla paylaşmaya karar verdim.)

Bu haftanın birinci okunası yazısı, geçen hafta da tavsiye ettiğim Kadriye Boz’un “İnşirah” temalı yeni yazısı:

Her Zorlukla Beraber Bir Kolaylık Vardır.

Bazı sorunlar, sadece durup bekleyerek çözülür. Zamana yayarak çözülür. İnsan zihni, o krizin, o darbenin ilk vurulduğu anda o berraklığını yitirebilir; bu çok insanidir. Göğsün sıkışır, paniklersin. Unutma ki, tefekkür hali sonradan gelir. Düşünce, ancak zihin o ilk şoku atlatıp rahatladığında motoru çalıştırır. Ve çıkış kapısı, tam olarak o rahatlama anında belirir.

— Kadriye Boz

Haftanın ikinci okunası yazısı da, torpilli bir arkadaştan, bendenizden:

Bir sonraki adım

“Bir çıkış yolu göremiyorum,” dedi çocuk.

“Bir sonraki adımını görebiliyor musun?” diye sordu at.

“Evet.”

“O zaman sadece o adımı at.”

İlk bakışta o kadar etkileyici bir “kıssa” gibi gelmiyor. Evet, sisli veya karanlık bir yolda giderken önüne bakarsın, dikkat edersin falan… Ama bu alıntının bir özelliği var: Dandik kişisel gelişim kitaplarının çoğunda dayatılan “HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİDEBİLİRSİN!!1” tavsiyesinin aslında ne kadar hatalı bir yaklaşım olabileceğini çarpıyor yüzümüze.

— Barış Ünver

🤔 Düşünülesi

Haftanın düşünülesi sözü için 12. yüzyıla gidiyoruz:

“İyiliğe gücün yetmiyorsa, bari kötülük yapma.” — Feridüddin Attar

Tavırlı, tripli bir söze benziyor ama üzerine düşününce derinleşiyor: Yapamadığımız iyiliklerin yerine bazen gerçekten kötülükler yaptığımızı fark etmeliyiz.

❓ Sorulası

Bültenin sonuna geldik! Bülteni şu soruyla kapatalım, bültenin son bölümünü siz yazın:

Mezar taşınızda ne yazsın isterdiniz?

Yanıtlarınızı merakla bekliyorum. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
05 Temmuz 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com