Beyn Bülteni #28 — Kotlu yoğurt, DMT, Maniheizm, Gölge

Yirmi sekizinci Beyn Bülteni’ne hoşgeldiniz! Bu bültende Bartın gezimizi anlatıyorum, Dune serisini övüyorum, kalbimi paramparça eden bir TSM hikâyesi aktarıyorum ve Deniz Göktaş’ın size yazdığı mektubu paylaşıyorum.

Beyn’e geçtiğimiz yedi günde abone olan 18 kişiye teşekkür edeyim ve bültene başlayayım. Önceki bülteni okumak isterseniz buraya tıklayın, sonra da yeni bültene başlayalım!

Yazının her bölümünde ufak ufak notlar alıp, yazının sonunda yorum olarak paylaşırsanız okumayı ve yanıtlamayı çok isterim.

🗨️ İç dökümü

🔸 NATO Zirvesi’nden kaçalım diye Burcu’yla Bartın’a gidelim dedik. Planlama hatası yüzünden zirvenin olduğu gün döndük 😂 ama olsun, çok çok güzel üç gün geçirdik. Bartın merkezde Kaf Konak’ta konakladık, 5 Temmuz akşamı Amasra’da, 6 Temmuz günü Güzelcehisar ve İnkumu taraflarındaydık. İnanılmaz güzel üç gün geçirdik; benim favorim Güzelcehisar’daki lav sütunlarıydı. Çektiğimiz fotoğraflara bakmak isterseniz, Instagram profilime beklerim.

🔸 7 Temmuz’da, dönüş yolunda Közde Çay diye bir yerde durduk, çay içelim dedik. Çay fena değildi ama asıl güzel sürpriz, yolun kenarında gizli gizli akan, haritalarda bile yer almayan bir derenin olduğunu görmekti. Adını oradakiler de bilmiyormuş, o yüzden adına Gizlidere dedim ama yüksek ihtimalle Devrek Çayı’nın isimlendirilmemiş bir kolu. Bültenin fotoğrafı da bu Gizlidere’den, ben çektim! 😊

🔸 Karnıyarık otu tozu diye bir şey var, yeni meşhur olan “superfood”lardan. Besleyicilik anlamında sanırım çok bi’ numarası yok ama muazzam bir lif kaynağı. Ben de bazı akşamlar yoğurda kolajen, kreatin ve glisin takviyeleri ekleyip, meyve ve kuru dut falan da koyup yiyordum; ona karnıyarık otu tozu da eklemeye başladım, inanılmaz doyurucu ve besleyici bir yemeğe dönüştü. “Karnıyarık otu tozu” demek zor oluyor diye kısaca KOT demeye başladım, yoğurdun adı da “KOT’lu yoğurt” oldu.

🔸 Geçen gün neyi fark ettim, biliyor musunuz? Ülkede birçok kişi ve kurum, imkânları ölçülerinde hayatı kısmen askıya almış durumda. Harcamalar azaldı, etkinlikler tenhalaştı, iş yerleri iş yapmıyor, insanlar içine (ve evine) kapanmış durumda. Yalnızca ben böyleyim sanıyordum, üst üste konuştuğum (birbiriyle alakasız) birkaç kişiden de aynı şeyleri duyunca hem rahatladım, hem üzüldüm. Bu ülkede bir şeylerin değişmesini bekliyoruz, orası kesin.

🔸 Burcu bültende kendisini övdüğümde sinir oluyor ama gerçekten de her şey Burcu’yla güzel be. Güzel şeylerin güzelliği katlanıyor, kötü şeyleri çekmesi daha kolay geliyor. Nazar değmesin.

📺 İzlenesi

Haftanın izlenesi filmini şimdi izleyemezsiniz zira 18 Aralık 2026’da vizyona girecek… ama fragmanını kesin izleyin:

Dune serisinin yalnızca ilk kitabını okudum ve Denis Villeneuve’ün filmlerini izledim; bunların üstüne Dune yorumları ve incelemeleri izleyip dinledim (bu konuda favori kanalım Quinn’s Ideas). Diğer büyük bilim kurgu (örn. Vakıf) ve fantastik kurgu (örn. Yüzüklerin Efendisi) eserleriyle karşılaştırdığımda dahi, eserlerin Dune’un yanına bile yaklaşamadıklarını görüyorum. 2027 yılındaki büyük hedeflerimden biri, bütün Dune serisini ve Quinn’s Ideas kanalındaki Dune videolarını bitirmek olacak.

Haftanın izlenesi videosu da, beyinde üretilen DMT’yi “patlattığı” iddia edilen bir nefes tekniği:

Ayahuasca bitkisinin de etken maddesi olan DMT, güçlü bir uyarıcı ve halüsinojen. Beynimizde de (epifiz bezinde) üretilen ve hatta rüya gördüğümüz esnada aktifleştiği söylenen bu maddenin, yukarıdaki nefes tekniğiyle de bol miktarda salgılandığı iddiası var. Araştırdım, soruşturdum, aslı astarı olmadığını ve bunun gibi nefes teknikleriyle yaşanan “uçma” hissinin yalnızca beyne giden oksijen miktarının azalmasıyla gerçekleştiğini öğrendim… ama o hissi yaşamanızı öneririm. İngilizce bilmenize gerek yok, videoda üç defa tekrar edilen rutini birincisinde takip edin, ikincisinde adamla birlikte tatbik edin, yapamazsanız üçüncü tekrarda yeniden deneyin.

🎧 Dinlenesi

Dinlenesi müzik köşemizde bugün severek dinlediğim bir sanatçının, severek dinlediğim bir Türk Sanat Musikisi eserinin icrasını sunmak istiyorum:

Ayşegül Aykaç’ın bir başka icrasına altıncı bültende yer vermiş, Kimseye Etmem Şikâyet yorumuna da atıfta bulunmuştum. Geçen hafta bu eserin ardındaki hikâyeyi dinleyip paramparça olduğum için, bültende bahsetmek istedim: İhsan Raif Hanım, 13 yaşında, İstanbul’daki Taş Konak’ta kardeşiyle oynarken odasına bir herif dalar ve onu kaçırmaya çalışır. Hikâyenin paramparça eden tarafı bu değil zira herif başarısız olur ve konaktan kaçar. Yürek burkan kısım, İhsan Raif’in babasının başının altından çıkar: Dedikodu olmasın diye kızı herifle evlendiriverir. İhsan Raif Hanım da, rivayete göre zorla evlendirildiği yıl, Kimseye Etmem Şikâyet isimli eseri kâğıda döker:

Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben hâlime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

Hece ölçüsünü ilk kullanan kadın şairimizmiş İhsan Raif Hanım. Dünyada huzur bulabilmiş mi bilmiyorum ama ahirette ruhu şad olsun.

Yürürken dinlemelik podcast olarak da, insanın inanç arayışı üzerine Prof. Dr. Kürşad Demirci’nin konuk olduğu OMNIBUS bölümüne gidelim:

Özellikle Maniheizm ve Gnostisizm inançlarını konuştukları bölümler efsane keyifli.

📗 Okunası

Substack’in kaliteli düşünürlerinden Ezgi Devi’nin geçen ay yayınladığı güzel bir denemesini paylaşmak istiyorum:

İhtiyaçların Geçerli Ama Beklentilerin Değil

Zihin bizi mutlu etmek üzerine değil de, yaşamda tutmak üzerine programlandığından; bizim için iyi olmasa dahi tanıdık olanı ister. Tanıdık olan ne kadar nahoş, ne kadar güvensiz olsa da zihne güvenli gelir; çünkü zihin, tanıdık olanla nasıl başa çıkacağını bilir.

— Ezgi Devi

Haftanın ikinci okunası yazısı da, aydın komedyenimiz Deniz Göktaş’ın Twitter’da yayınladığı mektubu:

Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar.

Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.

— Deniz Göktaş

Twitter’dan çaldım, buraya yapıştırıyorum: Deniz Göktaş’ın en büyük suçu, kasten adam güldürmek. Baban seninle gurur duyuyor aslan adam.

🤔 Düşünülesi

Bu aralar Jung’un teori ve anlatılarına fena sardım. Haftanın düşünülesi sözü de, Jung’un “Gölge” teorisi üzerine:

“Maalesef insan, genel olarak, kendi hayal ettiğinden ya da olmak istediğinden daha az iyidir. Herkes bir ‘Gölge’ taşır ve bu gölge bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az somutlaşırsa, o kadar karanlık ve yoğun olur. Eğer bir kusur bilinç düzeyindeyse, insanın onu düzeltmek için her zaman bir şansı vardır. Dahası, diğer ilgi alanlarıyla sürekli temas halinde olduğundan, durmaksızın değişime uğrayabilir. Ancak bilinçten izole edilirse, bastırılırsa, o kusur asla düzeltilemez.” — Carl Gustav Jung

Kusurlarımızı bilinçli bir şekilde tanıdıkça, onları bastırmadıkça onları yönetme ve düzeltme yetimizin olması çok özel, çok insanî bir şey.

❓ Sorulası

Bültenin sonuna geldik! Bülteni şu soruyla kapatalım, bültenin son bölümünü siz yazın:

Sizi haddinden fazla sinirlendiren en ufak şey nedir?

Benim bu soruya vereceğim yüzden fazla cevap olabilir! 😂 En ufaklarından birisi sanırım metro kapıları açılır açılmaz, dışarı çıkanları beklemeden içeri girmeye çalışan medeniyetsiz köp… neyse sakinim.

Sizlerden gelecek yanıtları da merakla bekliyorum. Haftaya görüşürüz!

Barış Ünver
12 Temmuz 2026

Beyn'de yayınlanan yeni yazıları epostayla alabilir,
yazıyı eposta kutunuzdan çıkmadan okuyabilirsiniz.
Abone olmak için tıklayın: beyn.substack.com