Blog yazarken hangi istatistikler önemsenmelidir? (2)

Blog yazarken hangi istatistikler önemsenmelidir? (2)

Bir blog yazarı, blogunun hangi istatistiklerini önemsemelidir? Bu soruyu ne yazık ki çok azımız düşünüyoruz; pek çoğumuz bu soruyu “ziyaretçi sayısı en önemlisidir” deyip geçiyor. Düz mantığa göre kabul edilebilir bir yanıt ama biraz düşündüğümüzde bambaşka şeylerin önemini fark ediyoruz.

Bu sorunun asıl yanıtını epey geç fark etmiş bir blog yazarı olarak, bu konuda bir şeyler yazmak istedim. İki yazıdan oluşan bu yazı dizisinin birinci bölümünde kendi hikayemi, Beyn’in hikayesini anlattım; ikinci bölümde (yani bu bölümde) de yaşadıklarımdan çıkardığım dersleri özetleyip, blog yazarlarının hangi istatistikleri önemsemesi konusunda önerilerde bulunacağım.

Ziyaretçi sayısı niye bu kadar önemli?

Şimdi elinizi iki kafanızın arasına alıp düşünün. Olmadı, ellerinizi kafanızın arasına alın, öyle düşünün. Veya ellerinizin arasını, kafanıza koyun. (Çok saçma cümleler ama bunları yazarken, gülmekten çatlayacaktım.)

Neyse; düşünün: Küçük bir butiğin sahibisiniz. Her gün tükânınıza ortalama 250 insan girip çıkıyor. Bu 250 kişiden 150’si, 1 dakika bile kalmadan dışarı çıkıyor. 95 kişi, 5-10 dakika kadar ürünleri inceliyor, sonra bir şey almadan çıkıyor. 5 kişi de birer ürün satın alıp, öyle gidiyor. (Bu 5 kişiden bir tanesi, mağazanıza 2-3 günde bir gelen bir devamlı müşteriniz.) Batmadan önce kaç defa “Benim butiğin günlük 250 ziyaretçisi var.” diyebilirsiniz Allah aşkına?

Blog yazarlığı elbette profesyonel bir iş olmak zorunda değil; illa ki para kazanmak zorunda değilsiniz. (Hatta para kazanmayı düşünmeden devam ettiğinizde daha iyi bir blogunuz oluyor. Tecrübe konuşuyor.) Ama bu ufacık örnekten tonla sonuç çıkarabiliriz.

1. Takipçilerimiz

O butiğin tek devamlı müşterisi var ya, hah, işte o hanımefendinin “takipçi”yi temsil ettiğini tahmin etmişsinizdir. Blogunuzun “takipçileri” veya “aboneleri” de o hanım gibi düzenli/düzensiz aralıklarla sitenizi ziyaret ederler. Butiğin devamlı müşterisi, her geldiğinde yeni gördüğü ürünleri incelerken; blogunuzun takipçileri yazdığınız her yazıyı okur veya en azından yeni yazılardan haberi olur.

Butik sahibinin yoğunlaşması gereken şey, devamlı müşterileri artırmaksa; blog sahibinin yoğunlaşması gereken şey de takipçilerini artırmaktır. Çünkü butik sahibi devamlı müşterilerine ürünlerinin kalitesini kabul ettirdiği için o müşterilere daha fazla satış yapma olanağı bulur; blog yazarı da takipçi kitlesine yazılarının kalitesini kanıtladığı için o takipçiler, diğer ziyaretçilere oranla daha fazla yazı okur.

Yalnız şuna dikkat edin: Takipçileriniz keriz değildir; kalitesiz yazılar yeni takipçilerin kazanılmasına köstek olurken, var olan takipçilerin takibi bırakmasına da destek olur. Butiğinizi batırmadan önce fark etmediniz mi, kalitesiz ürünler getirdiğiniz için o tek devamlı müşterinizi kaybettiğinizi?

Önceki yazıda belirttiğim gibi; RSS veya e-posta yoluyla abone olan takipçilerinize daha fazla önem vermenizi öneriyorum. Sosyal ağlardaki takipçileriniz sizin her yazınızı görmüyor olabilir – mesela Twitter’da 100 hesabı takip eden biri sizi de takip ediyorsa, sizin tweet’inizi görmemesi fena halde olasıdır. (Aynı şey Facebook sayfaları için de geçerlidir, hatta orada daha geçerlidir.) Öte yandan e-postayla abone olanlar veya RSS beslemenizi takibe alanlar aşağı yukarı her yazınızın başlığını görür.

Bir de şunu takip etmeyi deneyebilirsiniz: Blogunuzun takipçileri nasıl bir hızla yükseliyor? Bunu günlük veya haftalık düzende takip ettiğiniz zaman, takipçilerinizi nasıl artırabileceğiniz konusunda daha fazla fikir edinebilirsiniz.

Ziyaretçilerinizin davranışları

Butiğiniz hakkında birkaç sorum var:

  1. Sizin butiğe gelenler, nasıl oluyor da geliyor sizin butiğe?
  2. Butiğinizin ziyaretçileri, mağazanızda kaç dakika duruyor?
  3. Mağazada kaç ürünü inceliyor sizin bu ziyaretçiler? Bir de hangi ürünleri inceliyorlar?
  4. Gezen ziyaretçilerin karakteristik özellikleri neler? Çoğunluğu kadın, değil mi? Yaş aralığı ne durumda peki? Nerelerden geliyorlar? Giyim tarzlarına dikkat ediyor musunuz?

Bu soruları sorduktan sonra, ziyaretçilerinizin hangi özelliklerine dikkat etmeniz gerektiğine gelelim:

Blogunuza geliş yolu: Blogunuza arama motorlarından gelenleri, başka sitelerden gelenleri ve sosyal ağlardan gelenleri ayırt edin.

Sosyal ağlardan, bloglardan, forumlardan (kısacası sosyal medyanın kapsama alanından) gelen ziyaretçiler, “takipçi”ye dönüştürülmesi en kolay ziyaretçilerinizdir çünkü bir paylaşım, bir referans ile gelmişlerdir ve bu referans, gerçek bir kişiden gelmiştir. Bu referans sayesinde ziyaretçi, daha blogunuza girmeden blogunuz hakkında olumlu bir görüşe, hiç değilse bir umuda sahiptir. Zaten lehinize olan bu durumda bir takipçi kazanmak daha kolaydır ama yine incelikli düşünmek gerekir.

Öte yandan arama motorlarından gelen ziyaretçiler sadece yazının başlığını ve yazı içeriğinin çok küçük bir bölümünü görmüştür ve aynı olumlu duygulara sahip değildirler. Bu ziyaretçileri kazanmanın en kolay yolu kaliteli içerik sunmaktır ve bu kolay yol, çok zordur.

Özetle; arama motorlarından gelen ziyaretçilerinize de ulaşmaya çalışın ama “sosyal medya”dan gelen ziyaretçilerinize daha çok dikkat edin. Arama motoru optimizasyonuyla uğraşmayı bırakın ve sosyal medya optimizasyonuna çalışın.

Blogunuzda geçirilen süre: Blogunuza gelen kişilerin bir kısmı siteye girdiği dakikada çıkacaktır. Bu, her blogda böyledir. Önemli olan bu “bir kısım”ın genele oranıdır.

Sitenizde geçirilen ortalama süreleri incelerken, yine sitenize geliş yollarını hesaba katmanız gerekiyor. Arama motorlarından gelenlerin büyük kısmı bu “bir kısım”a dahildir yani siteye girdiği gibi çıkar. Bu tür ziyaretçilerde “hemen çıkma” oranını düşürmek zordur çünkü aynı arama terimleriyle gelen ziyaretçiler bile birbirinden farklı amaçlara sahiptir ve ziyaretçilere blogunuza ulaştıran arama terimleri epey fazladır. Özetle, aşağı yukarı her ziyaretçi farklı amaçlarla blogunuza gelir ve çıkmak isteyen çıkar, tutamazsınız. Yine de kaliteli içerik, demin de dediğim gibi bu tür ziyaretçileri sitede tutmak için önemli bir etmendir.

Sosyal ağlardan gelen ziyaretçileriniz arasında “hemen çıkma” oranı yüksekse, işte buna üzülmeniz gerekir. Gerçi bu çok olası değildir çünkü sizin sayfanızı paylaşan kişinin takipçilerin görüşeri de o kişinin görüşleriyle büyük ölçüde uyumlu olmalıdır (Aksi takdirde niye takip etsin o kişiyi?) ve dolayısıyla o kişinin beğenip paylaştığı bir içeriği sonuna kadar okumayı ihmal etmeyecektir. Ama olur da sosyal ağlardan veya bloglardan gelen ziyaretçiler sitenizden hemen çıkıyorsa, zoru başarmışsınız demektir ve bu durumu bir mantık çerçevesinde değerlendirip farklı bir strateji geliştirmeniz şarttır.

Ziyaretçilerin gezdiği sayfalar ve sayfa sayısı: Bu yazacaklarımı büyük ölçüde tahmin edebilirsiniz: Ziyaretçilerinizin hangi sayfaları ziyaret ettiği, blogunuzun hangi tür içeriğine dikkat etmeniz gerektiğini işaret ettiği gibi, nasıl yazdığınızı da işaret eder. Mesela benim gün özetlerini çok okuyan olmadığı için onları arka plana atıp diğer konulardaki yazılarımı ön plana çıkardım. Bununla birlikte uzun yazılarımın daha çok okunup daha çok paylaşıldığını fark ettiğimden beri, optimum yazı uzunluğunu bulmaya çalışıyorum. 500’ler iyi ama 1000’i geçmek de gereksiz. (Tabii bu veriler benim bloguma, blogumun ziyaretçilerine has veriler.)

Kaç sayfayı ziyaret ettiği de, büyük ölçüde blogunuzun tasarımına ve kullanılabilirliğine işaret eder. Eğer az sayıda sayfayı ziyaret ediyorsa, okuduğu yazıyla ilgili diğer içerikleri görememiş demektir. Hiç değilse şunu söyleyebiliriz: Ziyaretçi, ilgisini çeken başka bir sayfa bulamadığı/göremediği için siteden ayrılmayı tercih etmiştir. Bu yüzden bir ziyaretçinin okuduğu sayfa sayısını artırabilmek için ziyaretçiyi diğer içeriklere, özellikle okunan içerikle bağlantılı/ilgili içeriklere yöneltmek çok önemlidir. Ve bu yüzden gelişkin bloglardaki yazıların altında “benzer yazılar” bölgeleri görürsünüz.

Ziyaretçilerinizin karakteristik özellikleri: Buna dikkat etmek belki size ziyaretçi veya takipçi sayısı açısından fayda sağlamaz ancak eğer isabetli bir “ortalama ziyaretçi” profili çıkarabilirseniz, ziyaretçilerinizin/takipçilerinizin memnuniyetini önemli derecede etkileyebilirsiniz. Ziyaretçinin bulunduğu şehir, kullandığı işletim sistemi, kullandığı tarayıcı, internet hızı, ekranının çözünürlüğü ve buna benzer teknik veriler; kullandığınız istatistik hizmetinin size sağlayabileceği verilerdir. Bununla beraber anketlerle ziyaretçilerinizin yaş aralıklarını, cinsiyetlerin birbirlerine oranını ve benzer demografik özelliklerini edinerek bir “ortalama ziyaretçi” profili çıkarabilir ve blogunuzu bu “ortalama ziyaretçiye” göre geliştirebilirsiniz.

Sonuç

Sonucumuz şudur: Blog yazarken kıblemiz ziyaretçi sayısı olursa hiçbir yere varamayız. Gerçekten önemli olan, saydığım bu istatistiklere bakarak, az sayıdaki ziyaretçimizi takipçilere dönüştürerek büyüyebiliriz ancak bu istatistikleri önemsemezsek, günlük 100 bin ziyaretçimizle övünürüz ancak o ziyaretçiler bizim sunucumuza yük bindirmekten başka bir işe yaramaz. Ne sesimizi duyurabiliriz, ne bir okur kitlesi oluşturabiliriz, ne de para kazanırız.

Bu yazı dizisindeki tüm yazılar

Barış ÜnverBarış Ünver: Web geliştirici, yazar. Beyn'in kurucusu. Siyasi gelişmeleri yakından takip eder. Amatör olarak siyasetle ve tiyatroyla ilgilenmektedir.

Yorumlar

Dikkat: Yorum yapanın yaptığı yorumdan yalnızca yorumu yapan sorumludur.

Duyurular