Cumhuriyet rejimi

Cumhuriyet Bayramı

Bayramdan bayrama bir cumhuriyet rejimiyle yönetildiğimizi anımsıyoruz ama rejimin doğru-dürüst uygulanıp uygulanmadığı konusunda pek düşünmüyoruz. Bu yazımda cumhuriyet rejimini ve demokrasi kavramını elim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Hiçbir şekilde isim vermemekle beraber iç karartıcı olmamaya da ayrıca gayret edeceğim.

Cumhuriyet dediğimiz şey, okullarda da öğrenmiş olduğumuz en basit anlamıyla, halkın kendi kendini yönetmesidir. Tabii halk dediğimiz büyük kalabalıktaki her birey diğer tüm bireyleri yönetmeye çalışmaz; bu çok saçma olurdu. Bunun yerine halk, kendisini temsil edebileceğine inandığı bireyleri -özgür iradesiyle- seçerek, ülkenin yönetiminde dolaylı olarak söz sahibi olmak ister. Bütün halkın seçmiş olduğu temsilciler (bir diğer deyişle vekiller), bir sonraki seçime kadar halkın ihtiyaçları ve istekleri doğrultusunda halkı yönetmekle yükümlüdürler.

Cumhuriyet rejimi, Türkiye'de bazı yanlışlar yüzünden aksayarak uygulanır ama uygulanır. Bu yanlışların tamamı olmasa da en önemlilerini sıralamaya çalışacağım.

Aksaklıklardan biri, halkın, kendisini temsil edecek bireyleri (vekilleri) seçerken baz aldığı kriterlerden kaynaklanır. Günümüzde maalesef yeteneği kanıtlanmış olan değil, daha güçlü gözüken bireylerin halk tarafından seçilmesi daha olasıdır. Bir seçim dönemindeki seçim çalışmalarında sesi daha gür çıkan, daha karizmatik gözüken, rakibine daha "oturaklı" yanıtlar veren ve bir de halkın sorunlarına daha yakın olduğunu gösteren parti başkanı, partisini iktidara taşımayı başarır. Halkın sorunlarına daha yakın gözükmesi elbette halk için umut vericidir ve bunda anormal bir durum yoktur ama kişinin aslında halkın sorunlarına yakın olmadığı anlaşılınca hayal kırıklığı yaşanır. Aksaklığın döngüye girdiği zaman, halkın hayal kırıklığı yaşamasına rağmen aynı kişiye bir sonraki seçim döneminde de güvendiği zamandır.

Özetle, Türkiye Cumhuriyeti'nde ülkeyi yönetmek için seçilmek adına gereken kriterler arasında mantıklı bir kriter neredeyse yoktur. Bilgi veya yetenek ön planda olmadığı için, ne kadar yetenekli olursa olsun sesi gür çıkmadığı için umutsuzluğa kapılan bireyler genellikle seçim yarışına girmemeyi tercih ederler.

Bir diğer aksaklık, Siyasi Partiler Kanunu gibi bozuk kanunlardan dolayı meydana gelen parti içi usulsüzlüklerden doğar. Partinin başındaki kişi bu kanunu ve başında bulunduğu siyasi partinin demokratik olmayan tüzüğünü kullanarak on yıllar boyunca partinin başında kalabilir. Yalnızca parti genel başkanı değil, partinin diğer üst düzey görevlileri için de bu geçerlidir ve bu sabit pozisyonlar daha alt kıdemlerde de görülür; bu şekilde bir parti yıllar boyunca seçimlerde aynı milletvekillerini seçtirebilir. Milletvekilinin başarılı veya başarısız olması bir etmen değildir, hatta çoğunlukla parasal etmenler milletvekillerini belirler. Halk da -bağımsız adaylar dışında- milletvekillerini tek tek seçemeyeceği için (Aslında partinin ülke çapındaki üyeleri parti genel başkanından milletvekillerine kadar tüm görevlileri seçebilmelidir ama nedense bu da olmaz.) görüşünü temsil ettiğini düşünen partiye oy vermekle yetinmek zorundadır.

En büyük aksaklık, seçilen tüm vekillerin aslında ülke yönetimine katılamayacağı inancından meydana gelir. Ülkedeki yaygın kanı, en çok oy alan partinin ülkeyi yönettiğidir ama cumhuriyet rejiminde bu kesinlikle yanlıştır. Doğru olan ve farkına varılması gereken, bir araya gelinen mecliste bulunan tüm vekillerin, ülkeyi hep beraber yönetmesi gerektiğidir. Ne yazık ki halktan en çok oyu alan parti, ülkenin tamamının onu seçtiği hissine kapılarak -zafer sarhoşluğunun da etkisiyle- bir şımarıklık yoluna düşebilir. Meclisteki vekil koltuklarının 1 tanesi hariç hepsini kapabilen bir parti bile, eğer o kalan tek koltukta oturan vekilin fikirlerini önemsemiyorsa; o parti, ülkenin tamamını temsil etme olgunluğuna erişebilmiş bir parti değildir.

Bir başka büyük aksaklık da, iktidar ve muhalefetin dengesizliğinden ortaya çıkar. Demokrasinin tam anlamıyla sağlanması için güçlü bir iktidarın yanında o iktidarın yanlışlarını doğru bir biçimde eleştirebilecek güçlü bir muhalefetin, bir başka deyişle iktidar dışında kalan vekillerin var olması gerekir. Cumhuriyetimizde çok partili sisteme geçtiğimizden beri halkın yorumlarına göre güçlü iktidar-zayıf muhalefet veya zayıf iktidar-güçlü muhalefet tablolarıyla geçinip gittik ama halkın yorumları hiçbir zaman mecliste güçlü bir iktidarla beraber güçlü bir muhalefetin de olduğunu göstermedi. Ülkenin belirgin duraklama dönemlerinde ise belirgin bir şekilde zayıf bir iktidarla zayıf bir muhalefet vardı ve/veya var.

Özetlemek gerekirse, sağlam temellerine rağmen hafif aksaklıklarla devam eden cumhuriyetimizin hızla yürümesindeki en büyük engeller şunlardır:

  • Adayların seçilmesinde yanlış kriterlere bakılması
  • Siyasi partilerin çoğunlukla demokratik olmayan tüzüklerle yönetilmesi
  • Ülkeyi yönetenin meclis değil de meclisteki en baskın kişi/grup olduğu yönündeki yanlış ama yaygın düşünce
  • İktidar ve muhalefet arasındaki dengesizlik

Bu engeller aşılmasa da güçlü ülkemiz varlığına devam edecektir çünkü -yukarıda da yazdığım gibi- ülkemiz çok sağlam temeller üzerine kurulmuştur ve gelip geçici ideolojiler yerine zamanın üstünde varlığını sürdüren bir ideolojinin (Atatürkçülük veya Kemalizm) sağladığı bu temeller, ülkemizde uygulanan cumhuriyet rejiminin yıkılmamasını sağlayan en büyük güvencemizdir. Yine de halkın refahı için, rejimin, mükemmele en yakın biçimde uygulanması gerekir.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Bir hatırlatma: Bu yazıyı istediğiniz yerde, istediğiniz gibi yayımlamakta özgürsünüz. Ama verdiğim emeğin hakkını, karşılığını vermek adına yazıyı yayımladığınız yerde, yazının hemen üstünde bu sayfaya bağlantı vermeniz gerekiyor. Şimdiden teşekkürler.
Şu an 1823 kişi Beyn'e abone. Yani Beyn'e bir yazı yazıldığında anında haberleri oluyor. Sen de abone olsana? (Tabii ki ücretsiz.)
Verilen Tepkiler
1. Md demiş ki; 29 Ekim 2009, 15:19

Sıkıntıları güzel anlatmışsın tebrikler ama atladığın veya görmezden geldiğin çok büyük bir sıkıntı daha var. O da halkın kendi kendini yönettiği bir rejimde halk tarafından seçilenlerin, kendilerini halktan önde görenler tarafından darbeler, post-modern darbeler, e-muhtıralar, bitirme planları ile indirilip alaşağı edilmeye çalışılmasıdır.

Seçilenleri sevmesekte -ki yorum yazarı da bu listeye dahildir (13 tip'li milletvekilinin meclise girmesi olayı haricinde umut verici gelişme sayısı oldukça azdır)- bunu yapma hakkını kendimizde göremeyiz.

Cumhuriyet rejiminde bu sıkıntı görmezden gelindiği sürece de yaşanan rejime halkın kendi kendini yönettiğini zannetmesi denmektedir.

Atatürk ile bitirmek gerekirse kendisi bu konuda yaşanacak sıkıntıları önceden görüp şu tavsiyeyi vermiştir:'Eğer siyaset yapacaksanız üniformalarınızı çıkarın'.

Umarım sende bu tarz bir sıkıntıyı fark eder veya buna gözünü kapatmaktan vaz geçersin.

Teşekkürler Md!

2. duygu demiş ki; 29 Ekim 2009, 16:05

iyi de darbeler zaten demokrasi ve cumhuriyet rejiiminin tamamen dışında,hukuksuz müdahalelerdir.yani darbe,cumhuriyet rejiminin uygulanmasındaki bir aksaklık değildir,çünkü rejimin içinde darbeye zaten yer yoktur.barış bu yazısında cumhuriyetin gerçek demokrasiye ulaşmasını engelleyen bazı yasal düzenlemelerden ve uygulamadaki yanlışlıklardan bahsetmiş.ama darbelerin zaten ne cumhuriyet ne de başka herhangi bir rejimde yeri yoktur.çünkü darbe zaten başlıbaşına bir hukuksuzluk,hatta rejimsizliktir.bunların adı olsa olsa rejime ara verilen dönemlerdir.ama darbeler cumhuriyet rejiminin verdiği bir yetkiyle yapılmamıştır,tamamen yetkisiz olarak yapılmıştır.o yüzden rejim dışı düşünülmesi gerekir.sadece türk siyaset tarihi içinde siyasi ve toplumsal değerlendirmeye tabi tutulabilir.

Teşekkürler duygu!

3. ozan dizman demiş ki; 29 Ekim 2009, 16:44

Milletvekili olmanın parti başkanının iki dudağının arasında olmasına ek olarak, oraya gelmek için de zengin olmak gerekmektedir. Malum.. aday olmak paralı.
Sn. Duygu, anayasada ordunun rejimi koruma görevi olduğu yazılı. Yetkisini buradan alıyor. Ayrıca sıkıyönetim de hukuka dahil, belli kuralları olan bir uygulama. O nedenle darbeler bu rejime dahil.

Teşekkürler ozan dizman!

4. duygu demiş ki; 29 Ekim 2009, 19:41

sıkıyönetimle darbe aynı kefeye konulamaz.birçok ülkenin hukukunda sıkıyönetim gibi olağanüstü hal rejimleri öngörülmüştür.sıkıyönetimleri savunmuyorum ama darbe gibi hukukun tamamen ortadan kalkmasına yol açmaz.darbenin rejime dahil olmasına gelince,buna da kesinlikle katılmıyorum.tsk'nın rejimi korumasının tek yolu darbe midir?ve hangi hukuksal sistem kendi kendini yok edecek bir müdahaleye izin verebilir?sizin yorumunuza göre darbeler anayasal uygulamalar.peki o zaman darbe dönemlerinde anayasa dahil bütün yasaların uygulama dışı kalmasına ve her darbenin kendi hukukunu yaratmasına ne diyorsunuz?hiçbir sistem kendini alaşağı edecek bir izni vermez,bu o sistemin doğasına aykırı olur.zaten avrupa'daki militan demokrasi anlayışı da burdan çıkmıştır.

Teşekkürler duygu!

5. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 00:25

Şimdi şöle bir güç kavramı var seçimlerde nerdeyse sokakda gördüğün 2 kişiden birinin oy verdiği parti var ve bu ilk seçimleride değil yani halk güvenmiş bunlar yapabiliyor en azından kötünün iyisi demiş geçirmiş başa ama bir süre sonra bu parti hakkında partinin belirli davranışlarından ötürü dava açılıyor kapatma davası nerede bu halkın iradesi size soruyorum oy kullanan atıorm 40 milyon kişi varsa nerede 20 milyon kişinin iradesi buda bizim Cumhuriyetin zaaflığını gösterir.

Milletvekillerin seçilmesi hususunda ise milletvekili parası çok olanı seçiyorlar haliyle buda uçuruma yol açıyor parası çok olan değil halk tarafından çok sevilen saygın kişilerin seçilmesi lazım ama milletvekili aday adayı bile olbilmek için çok paralr veriliyor buda doğru adaynı çıkmasını engeliyor.

Bide şöle bir görüş belirtmişssin mecliste atıorm 499 kişi A partisinden biri bagımsız mesala o 1 kişininde fikirlerinin önemsenmesi lazım bnce bu tavır azda olsa uygulanıo sonucda orda oturan saygın bir şahıs ve milletvekili görüşlerini açıklıyordur milletvekilleriyle tartışıyordur mutlaka

Birde size iktidar muhalefet arasındaki dengeden bahsetmek istiyorum doğru dediğiniz gibi her donemde böle ayrımlar dengesizlikler olmuştur iktidarın amacı ülkeyi demokratik çerçevede halkın yararını gözeterek yönetmektir ama muhalefetin amacı sadece ELEŞTİRMEK olmamalıdır bir şeyi eleştiriyorsan açık yönlerini sölüyorsan nasıl çözülebileceği hakkında da fikir yürütmelisin muhalefet sadece eleştirmek değildir

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler SAygı çerçevesinde tartışabiliriz görüşlerim hakkında...

Teşekkürler Emin!

TSK'nın görevi yasada "Türkiye Cumhuriyeti'ni içi ve dış düşmanlara karşı korumak ve kollamaktır." olarak geçmektedir.

Yaşadığımız darbelerin de hukuka aykırı olduğunu söyleyemezsiniz. Çünkü mantık hatası yapmış olursunuz. Fakat şunu söyleyebilirsiniz: Darbelerde asılan, işgence gören onlarca insan haksız yere öldürülmüştür, cezalandırılmıştır. Çünkü yargısız infaz hukuka aykırıdır. Darbeler hiçbir ülke için olmaması gereken tarihi olaylardır. Etkileri sosyolojik ve ekonomik açıdan uzun yıllar sürer. Güvensizlik ortamı oluşturur.

Eğer millet kendi seçtiği vekilleri bile denetleme yeteneğinden yoksunsa sorun millettedir. Bizi yönetenlerde değil.

Türkiye'nin en büyük sorunu "eğitim"dir. Ders müfredatlarında "vatandaşlık" dersi olsaydı şu an belki de yönetimdeki iktidar AKP olmayacaktı. Onların dinsel ve ayrımcı ideolojisine mağruz kalmayacaktık. AKP altı temel ilkeden üçü olan "laiklik", "milliyetçilik" ve "cumhuriyetçilik"i sürekli hiçe sayarak teokrasik - oligarşik bir sistem kurmaktadır. Kapalı yazmayayım. Örnek mi istiyorsunuz? Recep Tayyip ERDOĞAN'ın konuşmalarını dinleyin yeter. İslamiyet'e karşı değilim ama sürekli dini kelimeler kullanması; "Türk milleti", "ulusumuz", "milletimiz" gibi kelimeleri nadiren kullanması; sürekli kendini beğenmiş tavırları ve sadece ben doğruyu bilirim karakteri yukarıdaki üç önemli ilkeyi göz ardı ettiğinin kanıtıdır. Abdullah Öcalan için "sayın" sıfatını kullanması; şehitlerimizi "kelle" olarak görmesi... Bu konulara hiç girmeyeceğim.

Ekonomiye gelince... Krizin teğet geçip geçmediğini eş dostlarınızdan, yakınlarınızdan, tanıdıklarınızdan, arkadaşlarınızdan öğrenmişsinizdir ne de olsa. Tabi kriz öncesi özelleştirmeler ile geçici bir süre bütçe açıklarını kapatıp ekonomiyi şişirmeleri de unutmayalım. Uzun vadede zararlı çıkacak bizleriz sonuçta.

Nasıl başladık nereye gidiyoruz(?)

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

Teşekkürler kızılsungur!

7. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 00:52

Güzel başladık çok kötü dönemler geçirdik inşallah yavaş yavaş gelişeceğiz ama bu özelleştirmeler mevzusunu hiç anlayamadım hükümetin mantığını özelleştirmeyi kardeşim ülkenin en önemli mevkileri onların olacaksa Türkiye demenin ne mantığı var birde hükümeti en büyük eleştirdiğim yönüm geçn günlerde biliyorsunuz Abd den 8 milyar dolarlık silah alıcaz kardeşim senin Ar-Ge n fln yokmu allah aşkına yazık değilmi o kadar paraya kendin geliştir geliştiremiyorsan böle bişeyi alma madem yeter onlara yedirdiğiz paralar kendi markamızı yapalım süper olmasın ama kendi markamız olsun

Teşekkürler Emin!

8. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 00:56

Emin bey sizin düşüncenize göre,bir siyasi parti eğer halkın oyuyla iş başına gelmişse her istediğini yapabilir ve onu hukuki anlamda denetleyecek hiçbir üst yargı kurumu olmamalıdır.Oysa böyle bir düşünce yasama-yürütme-yargı güçler ayrılığı dengesine aykırı olup yürütme organını diğer iki gücün üstünde görmek anlamına gelecektir.Ve gelişmiş ülkelerin hiçbirinde yürütme yargının denetiminden bağışık değildir.Olaya biraz da bu yönden bakalım,akp'nin aldığı oy oranı yönünden değil.

Teşekkürler duygu!

9. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 01:24

Tabikide denetleyebilmeli denetliyeiyormu zaten yargıtay olsun anayasa mahkemesi olsun benim tek karşı çıktığım konu bu kadar oy almış bir partinin kapatılması bu kadar kolay olmamalı nitekim bu akp kapatılmalımı tartışmasındada çoğu yazar bu konuda tartışmıştı görüşlerini belirtmişti ben hükümet denetlenmesn demiyorum denetlensin ama bu kadar oy almış bir parti bu kadar kolay bir yolla kapatılmaya sürüklenirse be Cumhuriyetin işlediğine demokrasinin mantıklı işlediğine nasıl inanayım

Teşekkürler Emin!

10. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 01:42

sonuca bakalım peki,kapatılmadı.o zaman neyi eleştiriyorsunuz?üstelik de suç işlediği sabit olmasına rağmen kapatılmadı.11 üyeden 10 tanesi laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğini kabul ettiği halde para cezası verildi sadece.demokrasilerde bir partinin denetlenmesi aldığı oy oranına göre olmaz,her partiye eşit yaklaşılır.

Teşekkürler duygu!

11. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 02:11

Kapatılıyordu ama 7 oy alsaydı kapatılsın dıe 6 da kaldı ve 11 kişiye bırakıldı bi ülkenin kaderi.Suç işledi diyorsun neymiş bu kapatılmaya kadar varıcak suç islami kesiminde görüşlerini savunmakmı islami kesim insan deilmi onların görüşleri istekleri olmayacakmı.Ben bunu her parti için diyorum oya baglı olsunda demiyorum bir partinin kapatılması kolay olmamalı diyorum bn dier partileri rahat kapat yuzde 50 o alanı zor kapat da demiyorum lütfen çarpıtmayalım

Teşekkürler Emin!

@Emin,

Suç, iktidarın laiklik ilkesini önemsemeyerek İslamiyet demogojisi yapmasıdır. 29 Mart seçimlerinden önce gördük. Buzdolabı, fırın dağıtarak sadaka ekonomisi izlenimi veren hangi hükümetti acaba? Şimdi neden böyle bir şovenizm yok? Çünkü koltuk kaybetme korkuları var.

'21 Anayasası'nda "Devletin dini İslam'dır." yazar. '24 Anayasası'nda ise "laiklik" ilkesi egemendir. Neden üç sene gibi kısa bir sürede bu madde değiştirildi? 1921 yılında Kurtuluş Savaşı'ndaydık. Halk henüz "laiklik" ilkesini kavrayacak bilince sahip değildi, ki şimdi de tam olarak sahip değil; bu ayrı bir konu. Savaşın kaybedilmemesi için halkın laiklik gibi kavramlarla boş yere uğraştırılması istenmiyordu. Çünkü bir kitle laikliği dinsizlik olarak; başka bir kitle ise hristiyan misyonerliği olarak tanıtabilirdi.

AKP'nin neden kapatılmadığı sorusuna gelince? O zamanın gazetelerini okursanız bunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Eğer AKP kapatılsaydı ülkede büyük bir kaos yaşanacaktı. Ülkeyi AKP'den sonra yönetecek parti(ler) belirliydi; fakat nasıl bir politika izleyecekleri büyük bir soru işaretiydi. Ayrıca halkın büyük bir çoğunluğunun seçtiği partinin bir gecede kapatılması toplum için büyük bir huzursuzluk ortamının oluşmasına vesile olacaktı. Ekonominin durumu ne olurdu? Bu sorunun yanıtını da size bırakıyorum.

AKP, CHP, MHP ve geri kalan diğer partilerin hemen hepsi anayasal çizgide değillerdir. Zaten ortada oy verilecek kaç parti var ki?

Teşekkürler kızılsungur!

13. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 15:07

Emin bey ne suç işlendiğini kapatma davası dosyasını okuyarak öğrenebilirsiniz.ayrıca "ülkenin kaderi 11 kişinin eline bırakıldı" falan gibi yaklaşımlar çok popülist yaklaşımlar,yani anayasa mahkemesinin örneğin 500 üyeden mi oluşması gerekiyordu?tabi ki sayı az olacak.ayrıca bunları hepsinin hukukçu olduğunu unutmayalım,bu kararları o kadar hafife alamazsınız.bir de sözlerinizi ben çarpıtmıyorum çünkü her yazınızda "sokaktaki iki insandan biri, %50 oy almış bir parti" diyerek oy oranını siz ön plana çıkardınız.

Teşekkürler duygu!

14. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 18:35

Ben anayasa mahkemesı 500 uyeden olussun demıorm bır partının kpatılması bu kadar kolay olmamalı nitekim kızılsungurun dediği gibi böle bişeye kalkışılsaydı ekonomimiz nolurdu ve akpnın yaptıklarıyla siz irtica tehlikesinden mi korktunuz laiklik gidiyor diye mi korktunuz hayır kardeşim ben ne kadar akp ye oy versemde bole bişeyin olması imkansız olamaz bende başta olmak üzere karşı cıkarım ama akp islami kesminde isteklerini dinledi diye üstüne gidildi evt kızılsungurun dediği gibi bazı bölgelerde saçma saçma buzdolabı yardımı yapıldı ama bumu suçu suçu neydi biliyor musunuz türbanlı bayanların üniversiteye girememesi şimdi dicekseniz ülkede kaos çıkarda şuda buda türbanlılar girerse kardeşim türbanlıların girebildiği üniversiteler var olay duydunzmu hiç gruplaşma duydnuz mu hiç ayrıca bunların hepsi hukukçu biliyorum davayı açanda hukukçu bende hukukçuyum herşeyin farkındayım

Teşekkürler Emin!

15. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 20:32

Zaten kolay da olmadı emin bey ama siz dava açılmış olmasını bile içinize sindiremiyorsunuz anlaşılan.Bir de beyaz eşya yardımıyla türbanın ne ilgisi var çözemedim.beyaz eşya yardımları resmen seçim rüşvetiydi ve bazı onurlu vatandaşlarımız bunları kabul etmedi tam seçim öncesi yapıldığı için.bunun türbanla ne ilgisi var Allahaşkına,konuları birbirine karıştırmayalım.

Teşekkürler duygu!

16. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 21:10

Ben beyaz eşya yardımıyla türbanımı ilişkilendiriyorum Duygu Hanım dikkatli okuyun ben diyorumki beyaz eşya yardımı aşırı saçma ve mantıksız siz diyorsunuz bu ikisi ne alak 2si farklı konular Duygu Hanım yazımı hırsla okumayın yanlış anlıyorsunuz..

Teşekkürler Emin!

17. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 21:15

"buzdolabı yardımı yapıldı ama bumu suçu suçu neydi biliyor musunuz türbanlı bayanların üniversiteye girememesi"
bu cümleyi sizin yazınızdan kopyala yapıştır yaptım.

Teşekkürler duygu!

18. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 22:13

evt kızılsungurun dediği gibi bazı bölgelerde saçma saçma buzdolabı yardımı pıldı

Buda o cümlenin hemen onundeki cümle LÜTFEN..

Teşekkürler Emin!

19. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 23:02

Emin bey, noktalama işaretlerini kullanmadığınız için hangi cümle nerde başlıyor nerde bitiyor bunu anlamak mümkün değil.O kadar çok birbiriyle ilgili ilgisiz cümleyi art arda sıralamışsınız ki hangisi birbirinin nedeni-sonucu anlayamıyor insan.O yüzden daha fazla tartışmakta bir yarar göremiyorum.

Teşekkürler duygu!

20. Emin demiş ki; 30 Ekim 2009, 23:28

"Akp islami kesminde isteklerini dinledi diye üstüne gidildi evt kızılsungurun dediği gibi bazı bölgelerde saçma saçma buzdolabı yardımı yapıldı "

Bu sözümünde anlaşılmaması noktalama işareti olsada olmasada zorda anlamak istemeyen herşeyi söleyebilir.

Bende yarar görmüyorum tabuları yıkmak zordur..

Teşekkürler Emin!

21. duygu demiş ki; 30 Ekim 2009, 23:31

Aynen,tabuları yıkmak ve bu yardımları yapanların gerçek amaçlarını sorgulamak zordur.

Teşekkürler duygu!

22. Emin demiş ki; 31 Ekim 2009, 03:09

:) YA anlamak istemiyorsunuz yada cidden anlamıyorsunuz Duygu Hanım ben buzdolabı yardımlarınımı övüyorum ne diyorum kendi kendime mi konuşuyorum artık yorumda atmıcam teşekkürler..

Teşekkürler Emin!

23. kardelen demiş ki; 08 Mart 2010, 16:47

Olmuyor ama bu duruma son verin bu kavga yazısı değil tartışma yazısı. Tepki verin ama bu kadar da değil tamam mı? Bunu okuyanlar sizin yorumunuzu da okuyor.

Teşekkürler kardelen!

Tepki Ver


   ÖNEMLİ:
  • Art arda yorum yapmak yasaktır.
  • Türkçe kurallarına uymayan yorumlar silinecektir.

 
 
Yukarı Çık XHTML CSS WordPress Alastyr